Abdullah İbn-i Mes'ud ömrünü sonuna doğru yine Münevver beldeye döner, ölümlerini beklerler.
"Geçimin zaten dardı, kızlarına ne bıraktın?" diye soranlara
"ben onlara vakıa suresini öğrettim" der, "Zire Cenâb-ı Peygamber 'den işittim ki
‘ Her kim geceleri vakıa suresini tilavet ederse fakirliğe darlığa düçar olmaz ’ "
Bir gece Efendimiz (sav), Ebubekir (r.anh) ile mescidin yanından geçerlerken dururlar. İçeride tatlı bir ses Kur'an-ı Kerim okumaktadır. Resulullah uzun uzun dinler ve
"Kim Kur'an'ı indiği andaki tazeliği ile okumaktan hoşlanıyorsa İbn-i Ümmü Abd (İbn-i Mes'ud) gibi okusun " buyururlar.
« Allah'ın fethi ve nusreti geldiği zaman, insanların fevç fevç Allah'ın dinine girdiğini görürsün. İşte o zaman derhal Rabbine teveccüh et, ona hamd ve istiğfar et! »
« Fi sebilillah şehid olanları, ölü saymayınız. Belki onlar hayat-ı ebediye ile sağdırlar. Ve Allah'ın indinde türlü türlü nimetler ve inayetlerle rızıklandırılmış, ikram edilmişlerdir. Fakat siz, bilmezsiniz. »