Firdevs

“Mesele bir şey olmak değil, mesele sen olmayan her şeyden soyunup, en başta sende “Ol!” denmiş olanı yaşamaktır…” Yaşamak da zaten budur. Oysa sen sende ‘ol’ denmiş olan kim, bilmiyorsun. Bir çakma kimlikte her gün ordan oraya savruluyorsun. Anlaman lazım, burada ya kendin olursun ya yok olursun. Kendinden başka bir şey olamaz; ancak ortada sürüklenen, tanımlanamayan bir yokluk olursun. Sen yok isen, senin bir yaşamın nasıl olur? İşte bak, yoklukta debelenip duruyorsun. Kendine gel! Kendine… Gel!
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Düşünmüyorsun, düşüyorsun. Düşündüğünü zannediyorsun, ama sadece yoklukta biraz daha irtifa kaybediyorsun. Çıkabilmek için sözüm ona düşündükçe, her gün biraz daha nefessiz, boğuluyorsun. Sen düşünmüyorsun. Düşünmek, var olabilmek ile olur ancak. Sen var mısın?
Eksiktim ben. Bir şeyler yoktu bende, ama ne? Olmayan her ne ise tam kalbimin orta yerinde, orada bir oyuk oluşturmuştu sanki.
Aynaya baktığım an nefesim tıkanıyor, gözlerimle karşılaşmaya tahammülüm yok. Boynumdan aşağısı yok sanki, geriye neredeyse bir kafa kalmış sadece, o kadar hissetmiyorum kendimi… Sadece bu düşünceler, bu başım… Boşlukta hareket eden bir kelle gibi.
Keşke gerçekten nefes alıyor olsaydım…
Hiç korkmamış olsaydım keşke. Hiçbir korkuyu tatmamış olsaydı bilincim ve bedenim. Korunmaya ve savunmaya gerek duymasaydım. Korkuyu bilmeyen canımın istediği gibi davranıp, korkuyu bilmeyen canımın istediği gibi konuşsaydım. Gerçekten nefes alabilseydim her an. Gerçekten yaşayabilseydim. Ben olsaydım sadece, en doğal halimle. Gerçekte yaşayabilseydim keşke. Öyle uyansaydım her sabah; öyle tat alsaydım, öyle dokunsaydım, öyle koklasaydım tüm kokuları, öyle duysaydım sesleri… Öylece, kendime özgülüğümle ve özgünlüğümle olsaydım bu dünyada, bu rüyada. Kendine özgü, özgün ve özgür. Var olsaydım. Olabilir miyim? Keşke…