Üzerinden geçtiğimiz köprüler, yakarak aydınlattığımız yollar, raydan çıkmış trenler, yanarken atladığımız uçurumlar, kapattığımız ya da üzerimize kapanan kapılar, önümüzde duran çukurlar, araladığımız perdeler... hepsi geride kalıyordu.
Herkesin bir başkasına ihtiyacı vardı. Ve o zamanlar sandığım gibi çaresizlik ya da zayıflık değildi bu. Haktı. Ne o olmazsa olmaz demeliydi bir insan ne de olmazsa olmasın. Sadece seni doğru şekilde sevecek kişiyi bulabilmeliydin. Ve doğru arkadaşı. Ve doğru aileyi. Sadece ona sahip olduğun için birini sevmek zorunda değildin. Sadece o yanında olduğu için orada kalmak zorunda değildin. Sevmek zorunda da değildin. Zamanı geldiğinde hak eden kişiye gülümsemeyi öğrenmeliydin sadece.
Bir kitap yaz, bir insanı sevmekten daha kolay olacak senin için. Bir insana güvenmekten daha kolay. Bir kitabı da bir insanı sevdiğin kadar çok sevebilirsin. Söz veriyorum bir kitapla da kendini güvende hissedebilirsin. Bir kitapla arkadaş olabilirsin, bir kitap seni hiç sevilmediğin kadar sevebilir. Söz veriyorum.
Gökyüzü ölü yıldızlarla dolu ama ışıkları o kadar yoğun ki hala parlamaya devam ediyorlar. Sen de parlamaya devam edeceksin. Bir gün gökyüzüne bakar gibi bir yansımada kendinle göz göze geldiğinde, kendini yaşayanlardan ayırt edemeyeceksin. Bırak ışık girsin içeriye, yaldızlar dolsun kalbine.