Biz de hep, yeni bir akıma kavuştuk zannıyla bir süre sevindikten ve oyalandıktan sonra birden aynı noktada kalakaldığımızı anlıyor, kendimizi tam bir hesaba çekişi de göze almaksızın, en acele bir usulle, yeni bir modaya eski muhtevamızın fersude düşünce yığınının yeni bir kılık altında aktarıveriyoruz. Aynı labirentte dönüp duruyoruz ve psikoloğun meşhur faresi gibi kendimize bir çıkış noktası ve gün ışığına kavuşturacak bir çıkış ağzı bulamıyoruz.
Birkaç yüzyıllık, İslâm dünyasının düşünce serüveninin ve tarihinin özeti budur.