Bir Livaneli klasiği tek bir konu yok aşk romanı gibi görünse de aşk, bekleyiş, özgürlük mücadelesini tek bir potada eritip duygusal ve politik bir anlatım sunmuş. Livaneli’nin dili her zamanki gibi sade ama etkileyici. Özellikle karakterlerin iç dünyasını aktarırken kullandığı melankolik atmosfer, hikâyenin içine çekiyor. “Beklemek” kavramı romanda sadece sevdiğine kavuşmayı değil; umut etmeyi, dayanmayı ve hayata tutunmayı temsil ediyor. Bu yönüyle kitap, bireysel acılar ile toplumsal travmaları iç içe geçiriyor.
"Ülkü Tamer'in dizesini hatırlıyorum: "İçime çektiğim hava değil, gökyüzüdür." Bu gökyüzü, tüm bu yalnızlığımızın, bu yeni başlangıcın sessiz bir tanığı."
"Kişinin kendi deneyimlerinden pişmanlık duyması, kendi gelişimini durdurması demektir. Kişinin kendi deneyimlerini inkar etmesi, kendi yaşamının dudaklarına bir yalan koymaktan. Bu, ruhun inkarından başka bir şey değildir."