Garip bir şekilde, varlığını yanımda hissediyor ama artık burada benimle olmadığı duygusuna kapılıyordum. Başka bir deyişle, hala vücuduna sahipti ama ruhuna değil. Anlatabili yor muyum?
Mesela, evliliğin okuldan ayrılacağım anlamına geldiğini bilmiyordum. Bilseydim, sınıftaki zamanımı iyi değerlendirir, birkaç soru daha sorardım öğretmenime. Ben, kozasından zorla çıkarılıp dünyanın haşin aydınlığı ve korkutucu fırtınalarının içine atılan bir güveydim.
Çoğumuz gibi o da annesinin ataerkil sütünü emmişti (erkekler cesur, kadınlar sadık olmalı). Kocası nefesini tutacak olsa ya da herhangi bir isteği karşılanmasa gerçekten de dünyanın sonunun geleceğine, evrenin küle döneceğine inanıyordu.
Park etmiş arabanın etrafından dolaşıp önüme gelene kadar bekledikten sonra onu durduruyorum ve avucumu açıp, "Bozukluğun var mı? Açlıktan ölüyorum," diyorum.