Yani sadece psikolojik Müslümanlık, sadece sosyolojik Müslümanlık veya sadece tarih içi Müslümanlık yetmez. Her müslüman önce kendi iç dünyasında Müslüman olmalı fakat ondan ayrılmaz bir şekilde toplum içinde ve toplum halinde müslüman olmayı şart olarak idrak etmeli. Ve nihayet bu psikolojik ve toplumsal muhtevaya mutlaka tarih şuuruna da eklemeli. Ancak bu şartla, Müslümanlığı temel anlam eksiksiz bir bütünlüğe kavuşmuş olur.
"'Bu da geçer yahu!' Geçer de deler de geçer. Bu söylem sağcı söylemdir evet ama bunu söylüyorsan sağlam bir gelecek tasavvurun olmalı. Ideolojisiz müslüman olmaz, olanlar çok rahat gömlek değiştirirler."
Ben insanın ruh, ruhun da bir tapınak olduğuna inanıyorum. Bir başka deyişle, insan ruhunda bir tapınak, insan ruhunun bir tapınak olduğuna inanıyorum. İnsan orada kendi içinde eğilir; o dupduru suda bulanıklığa ait ne varsa temizlenmeli ve o mermersi geometride tek ışık ve tek aydınlık yansımalıdır. Allah'a inanma ışığı ve ona inanma aydınlığı.
Sesim yükseltirsen bunun için yükseltirim. Yoksa bunun dışına dünyada hiçbir şey ses yükseltme ya değmez.
Kendimin bir diriliş eri olduğuma inanıyorum. Bir Diriliş Cephesi bulunduğuna ve kendiminde o cephede bir savaş adamı olduğuma, olmam gerektiğine inanıyorum.
Bu nasıl bir savaştır? Topla tüfekle bombayla molotofkokteyli veya Füze nükleer silah veya gazla yapılan savaş olmaktan önce ve öte, bir ruh savaşıdır. Ruhlar arasında olan bir savaştır. Bu savaşlarda bedenlerden, maddi vücutlardan önce ruhlar, manevi vücutlar, yani varoluşlar düşer, tutsak olur, yenilgiye uğrar ya da tersine düşürür,tutsak eder ,yenilgiye uğratır.
Bu bir zihniyet savaşıdır. Karayla akın savaşıdır.