Mâverâ

Ruh,ölüm dikkatinde yaşar. Ölüm dikkatinin alevi ile yıkanmış bir ebedilik hücresinde çilesine doldurur ve onu yaşatan balözünü orada emer.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ruh, simşeğe aleve alışıktır, aşıktır ve hasrettir. Doğu edebiyatlarının temel motiflerinden olan "Pervane" örneğinde olduğu gibi o sürekli olarak külde, kabukta, deri ve tırnakta yaşayamaz. İç hararetimizle yaşar o; yoksa, eşyanın soğukluğunda tiril tiril titrer.
Aklın ürünü teknik, kendi peteğini ören ipek böceği gibi batılıyı boğulmaya götüren çerçeveyi örmekte. Madde kafesine hapsedilen ruh, varoluş bunalımının tür tür azaplarıyla kaynamakta. Batı,anlaşılıyor ki, "kadim"in hakkını vermenin, ebedi olana arka çevirmenin, "an"ı putlaştırmanın çıkmazı içinde.
Değişmeyen, geçmeyen, eskimeyen hakikat sistemini bırakıp geçici, aldatıcı olanın peşinden koşmayı yeğledi kimi zamanlar, kimi çağlar insanoğlu. Bu kolayına geldi de ondan. Ruh tembelliğinden. Ruh cimriliğinden ve pintiliğinden.
Bir bakıma sanki Batı uygarlığı bütün insanlık tarafından emilmekte, yutulmakta, somurulmakta ve böylece insanlığın büyük kantite ve öz potansiyeli içinde eriyip kaybolmakta..Görünüşte o bütün dünyayı tutmakta gerçekteyse dünya ve insanlık adet şifasız hale geldiğini anladığı veya duyduğu yarasının ateşiyle bir damla da olsa Batı kadehindeki suyu başına çekmekte. Ama bu su tuzlu suymuş, asitmiş dinlediği yok dünyanın. İnsanlık Batıyı içiyor. Evet, insanlık Batı içiyor. Fakat bu içiş onun şifaya götürmüyor. Hatta yavaş yavaş zehirliyor onu.