Eeyore

Eeyore
@_Lalena
Güneşe Küsen Günebakan
Kelimelerin ağırlığını hissettiğim her an, dilimin ucunda duran sözcükler zehre dönüşüyor sanki. Daha fazla kırılmamak için susuyorum; çünkü kelimeler anlamını yitirdi artık. Ama suskunluğun da bir dili var. Sustukça, baktığım her şey daha derin anlamlar kazanıyor. Gökyüzü daha mavi, yağmur daha keskin, rüzgâr daha soğuk. Çünkü kelimelerin dokunamadığı yerlerde, doğa bir şiir gibi konuşuyor benimle. Bir gün, belki bir gün, bu suskunluk yerini kelimelere bırakır. O zaman, her kırık parçamı toplar ve yeni bir hikâye yazarım. Şimdi ise, suskunluğumun içinde saklanıyorum. Daha fazla kırılmamak için..
1000Kitap
Reklam
Augustus Waters İle Benim Kalansızım
Augustus’u okuduğumda fark etmiştim ki, onun korkusu benim de içimdeydi. O, unutulmaktan ürküyordu; ben de öyle. Sanki aynı yıldızın altında, iki yabancı ruh aynı karanlıktan saklanıyordu. Unutulmak… Bir ismin rüzgârda silinmesi, bir hatıranın toza karışması, bir sesin boşluğa gömülmesi… Augustus için bu, ölümden daha ürkütücüydü. Ve ben de onunla aynı sessiz dehşeti taşıyorum. İnsan, yok olup gitmekten değil, kimsenin hafızasında yaşamamaktan korkuyor aslında. Onu benimsedim çünkü onun fısıldadığı korku, benim kalbimde çoktan bir çığlığa dönüşmüştü. Augustus, benim suskunluğumun adı oldu. O, unutulmamak için yıldızlara tutunmaya çalışırken; ben de aynı yıldızın solgun ışığında, kendi gölgemi arıyordum. Ve belki de işte bu yüzden, onun hikâyesi bana dokundu. Çünkü Augustus’un korkusu, tam da benim korkumun yankısıydı: bir gün hiç kimsenin hatırlamadığı bir isim olmak… Aynı Yıldızın Altında
Duygu ve Düşünce
Güneşe Küsen Günebakan
Bir zamanlar yalnızca kelimelerin ağırlığını taşıyan kitaplığım vardı; satırların gölgesinde saklanır, harflerin fısıltısında nefes alırdım. On iki raflık küçük bir evrendi o; kimine göre ahşap bir mobilya, bana göreyse içimde büyüyen bir orman. O raflarda kendi evimi kurmuştum, çünkü bu evin odaları, masaları, duvarları bana hiç ait olmamıştı. Ne zaman kapıdan içeri girsem, bir yabancı gibi dolaşırdım. Ama kitaplığım… işte o benim sessiz yuvamdı. Artık kitaplığıma baktığımda, kitapların bana fısıldayan sesini duymuyorum. Yerine, konservelerin donuk sessizliği çöküyor. Mürekkep kokusunun yerini sirkenin keskinliği aldı; kelimelerimin toprağını kavanozlar işgal etti. Ve ben anlıyorum ki, bu evde bana ait hiçbir şey kalmadı. Benim evim artık dört raf kadar işte… Ne eksik, ne fazla. Belki de o yüzden hiçbir zaman tam anlamıyla bu eve sığamadım. Çünkü kitaplarım azalınca ben de küçüldüm; ait olamadığım duvarların arasında, kendime ait olan tek şeyin de elimden kayıp gidişini izledim. Artık kitaplığıma baktığımda, kendimi görüyorum: Daraltılmış, kenara itilmiş, fazlalık gibi duran… Şimdi sadece dört rafın dibinde unutulmuş birkaç kitabın arasında, silik bir gölge gibi oyalanıyorum.
Alıntı
Güneşe Küsen Günebakan
Kelimelerin ağırlığını hissettiğim her an, dilimin ucunda duran sözcükler zehre dönüşüyor sanki. Daha fazla kırılmamak için susuyorum; çünkü kelimeler anlamını yitirdi artık. Ama suskunluğun da bir dili var. Sustukça, baktığım her şey daha derin anlamlar kazanıyor. Gökyüzü daha mavi, yağmur daha keskin, rüzgâr daha soğuk. Çünkü kelimelerin dokunamadığı yerlerde, doğa bir şiir gibi konuşuyor benimle. Bir gün, belki bir gün, bu suskunluk yerini kelimelere bırakır. O zaman, her kırık parçamı toplar ve yeni bir hikâye yazarım. Şimdi ise, suskunluğumun içinde saklanıyorum. Daha fazla kırılmamak için...
Edebiyat
Güneşe Küsen Günebakan
Bi gün çocuk olmaya heveslendim. Oynamaya, hırçınlaşmaya, yaramazlık yapmaya, çocukça sevmeye.. Yaşayamadığı her şeyi biriktiren o çocuğa döndüm yüzümü. Öfkesini, kıskançlığını içine atmış, oyunlarını doyasıya oynayamamıştı. Buna büyümek demişlerdi. Olgun ama yaşama fırsatı olmayan çocuk demişlerdi ona. Yıllardır ağladığını görmezden gelmiş, her hatasında bir de ben vurmuşum ona. Başkasına gösterdiğim merhameti ve affediciliği göstermemişim. Başkaları beni anlasın derken, ben onu hiç anlayamamışım. Kimseye dönmediğim sırtımı ona dönmüşüm. Her şeyi içime atarken o çocuğun orada olduğunu unutmuşum. Çocukluğumu hapsettiğim aklıma gelmemiş. Çünkü yok saymışım onu da. Yoktu, çocukluğum yok ki benim. Her gece ağlayan, her şeyin farkında olup hiçbir şey yapamayandan çocuk mu olur?
Edebiyat