O koca kayalardan birine oturdum ve dili beni, yeni doğan bebeğini okşayan annenin elindeki şefkatle okşadı. Usulca ve uysal, sürekli ve amansız bir doyum başlamıştı. Yoğun ve narindi, erimeye başlamıştım.
Birbirimize daha da yaklaştık ve dudaklarımızı, öperek, ısırarak tükettik. Dillerimiz birbiriyle buluştu. Onunki sıcak ve yumuşaktı, bir tüy gibi hafifçe ağzımın içini okşuyordu ve çok sarsıcıydı. Öpüşme öylesine kızışmıştı ki bana dokunup dokunamayacağını, uygun zamanın o an olup olmadığını sordu. Evet dedim, bu an o andı. Külodumun olmadığının farkına vardığında donup kaldı, çırılçıplak etim karşısında birkaç saniye duraladı. Sonra onda yarattığı derin etkiyi sezinledim; bana sürtünen, patlamakta olan bir volkan vardı. Tadına bakmak istediğini söyledi.
Çekmecemin birinci gözünden iç çamaşırımı aldım, giydim ve üzerime kısa, siyah elbisemi geçirdim. Aynaya baktım ve yüzümü buruşturdum, bir şeyler eksikti. Elimi eteğimin altına soktum ve külodumu çıkardım. İşte o zaman gülümsedim ve usulca, "Şimdi muhteşemsin," diye fısıldadım, kendime bir öpücük gönderdim.
Evet, şimdi biliyorum, onu arzuluyorum. Sıcaklığını, tenini, ellerini, salyasını, fısıldayan sesini arzuluyorum. Başını okşamak, nefesimle o adacığını ziyaret etmek, tüm bedenine yayılacak bir şenlik düzenlemek istiyorum.
Nefesler hızlanıyor, iç çekmeler derinleşerek artıyor... Gözlerimi kapatıyorum. Bedenimin her yanında kasılmalar var, zihnim özgür ve uçup gidiyor. Dizler titriyor, soluklar kesik kesik ve dil dudaklarda dolanmaktan yorgun. Gözlerimi açıyorum. Çocuk gülüyor. Aynaya yaklaşıyorum ve çocuğu uzun uzun öpüyorum, nefesim aynayı buğulandırıyor.