Dikkatle çıkmaya başladı içimden. Ne kadar ıslak olduğumu, ne kadar bol miktarda gelmiş olduğunu fark edince şaşırdım. Aletinin son üç beş santimi hızla dışarı kaydı ve bacaklarımın içi menisiyle ıslandı. Bir an sonra, iki atılgan damla ayrık bacaklarımın arasından parke zemine damladı.
“Vay canına.” İnledi. “Çok azdırıcı bir şey bu. Yine kalkıyor benimki.”
Üç beş gidişgelişin ardından Gideon başını geriye atarak soluksuzca adımı fısıldadı ve kalçalarını aklımı başımdan alan bir şekilde çevirmeye başladı. “Sık beni, Eva. Aletimi sık.”
Bir yandan, kuvvetli vuruşlarını karşılasın diye kalçalarıma asılıyor, bir yandan da o acımasızca, taş gibi, kalın aletiyle cinsel organımı hırpalıyordu. Bakışları karanlık ve hükmediciydi, dibe her ulaştığında soluğu ilkel bir homurtuyla boşalıyordu ciğerlerinden.
Orgazm, kavurucu bir dalga olup aktı içimde. Çığlık atarak kasıklarımı şuursuzca itmeye başladım ağzına doğru; aramızdaki ilkel bağın içinde kaybolmuştum.
“Evet” dedim soluk soluğa, orgazmın yaklaşmakta olduğunu hissederek. Şampanya yüzünden çakırkeyiftim ve Gideon’ın teninin sıcak kokusu şehvetime karışıyordu. Göğüslerim, askısız sutyenimin giderek sıkılaşan kafesi içinde zorlanıyor, bedenim çılgınca ihtiyaç duyulan bir orgazmın eşiğinde titriyordu. “Öyle yakınım ki.”
Gideon’ın ailesinin evinde, düzinelerce ünlü insanın katıldığı bir partinin orta yerindeydik ve o dizlerinin üstüne çökmüş, benim sızlayan, kaygan yarığımı yalayıp emiyor, bunu yaparken de bütün açlığıyla hırlıyordu.