Mavi

Deniz ekmek kapısı, deniz hayat, deniz sevgili, deniz zalim, deniz suskun, deniz sevecen, deniz öfkeli. Bazen acından öldürür balıkçıyı, bazen de verdikçe verir. Deniz her olta sallayana, her ağ atana teslim etmez kendini. Her balığın mev- simini, yerini, geçiş noktalarını, oltasını, yemini, ağını, tutma tekniğini bileceksin tabii. Bazen, sandalla gezdirdiği meraklı adam gibi acemi şansı tutar ve karnından oltaya takılmış kocaman, kırmızı bir kırlangıç balığı da düşer tekneye ama böyle bir şans çok ender gelir.
Reklam
Zaten koruma altındaki balıklara kıyamıyordu o. Ciddi bir şey anlatıyordu. Kedilerin, köpeklerin adı vardı da zavallı balıkların niye olmasındı? Oğlunu kaybettikten sonra ne denize daldı, ne kahveye gitti. Osman'la yanındaki orfoza ne olduğunu da bilmiyor artık
Kendilerine özgü bir ritimle ağır ağır dans eden bitkileri, suyun dışını bilmeyen ve herhalde suyun içinde yaşadıklarını da bilmeyen o tuhaf deniz dibi yaratıklarını iyi tanır.
Denizciler suyun, yelin, bulutun, şimşeğin dalganın çok güçlü, insanınsa aşırı derecede aciz olduğunu bilerek yaşadıkları için doğaya karşı kent insanlarından daha saygılıdırlar. Ayrıca deniz denilince şehirliler gibi suyun yü zünü değil, altındaki heyecan verici, zaman zaman bereket bazen de tehlike getiren bambaşka bir dünyayı düşünürler. Mitolojiyi bilmeyen, belki doğru dürüst okumayı bile sökemeyen en basit balıkçıda bile bir Poseidon duygusu bulunması bundandır. O koca deniz kimi zaman öfkelenir, kudurur, üç çatallı zıpkınıyla, önüne geçilmez bir güçle saldırır; kimi zamansa uysal bir sevgili olur, insanın yüzünü okşayan hafif tatlı meltemlerle, intikam dolu günlerini hafifletir, adeta özür diler. Bereketin de kaynağıdır, belanın da. Herkesin gördüğü mavilik, denizin devasa bedenini saklayan tenidir; esen yelle başlayan kıpırtılar ise uykudan uyanışıdır deryanın.
Denizle birlikte soluk alır; o hırçınsa hırçın, durgunsa durgun, hüzünlüyse hüzünlü olurdu. Genellikle sessiz bir adamdı zaten, çok gerekmedikçe konuşmazdı
Reklam