Biz erkekler hep yüce duygulardan sôz ederiz ama aslında bizim istediğimiz bedendir. Bu nedenle her türlü iğrençliği bağışlarız, ama giyside en küçük bir çirkinliği, zevksizliği, biçimsizliği bağışlamayız.
Bizim anlatımımızla en yüce, en şiir dolu aşkın ahlak üstünlüğüne değil, fiziksel yakınlığa, ayrıca saç tarayışına, renklere, giysilere bağlı olduğunu yalnızca biz erkekler bilmiyoruz-bilmek istemiyoruz çünkü-, kadınlar çok iyi biliyorlar ... Deneyimli bir yosmaya sorun bakalım, baştan çıkarmayı aklına koyduğu bir erkeğin karşısına yalancılığı, acımasızlığı, dahası ahlaksızlığı da anlaşılmış bir durumda çıkmayı mı yeğler, yoksa kötü dikilmiş, çirkin bir giysiyle mi... Hiç kuşkunuz olmasın, birinci şıkkı yegleyecektir.
Kızların karşısına geçip, kentlerimizdeki, (köylerimizdeki bile) yaşamın yarısını dolduran o ahlak bozukluğu hiç yokmuş gibi rol yapıyorlar. Bu rollerine zamanla öylesine alışıyorlar ki, hepimizin ahlaklı insanlar olduğumuza, temiz bir dünyada yaşadığımıza sonunda içtenlikle inanmaya başlıyorlar
Şaşılası şeydir, güzelliğin iyi olduğu yanılgısı ne inandırıcıdır. Güzel bir kadın aptalca şeyler söyler, ama siz onu dinlerken ne akıllıca konuştuğunu düşünürsünüz. Aptal aptal şeyler söyler, aptalca şeyler yapar, siz onun söylediklerinde de, yaptıklarında da tatlı bir sevimlilik bulursunuz. Aptalca şeyler de, iğrenç şeyler de söylemediği, karşınızda yalnızca güzelliğiyle durduğu zaman ise, bu kez aşırı akıllı, dürüst olduğuna inandırırsınız kendinizi.