Merv

Hayvan olsaydık, konuşmamız gerekmediğini anlardık. Oysa insandık, konuşmamız gerekiyordu, ama konuşacak bir şey yoktu, çünkü aklımızda olan konuşmayla çözümlenecek bir şey değildi.
Sayfa 66·Kitabı okudu
Reklam
Bir yandan, küçümsenmenin en aşağı sınırına indirildiği bir gerçek olan kadının öte yandan hükmeden olması gibi olağandışı bir durumu açıklıyor bu. Tıpkı Yahudiler gibi: Onlar da aşağılanmalarının karşılığını paraya hükmetmekle veriyorlar. Kadınlarımız gibi... Şöyle diyorlar Yahudiler: 'Yalnızca ticaretle uğraşmamızı mı istiyorsunuz, öyle mi? Pekala. Öyleyse biz ticaretle uğraşanlar hükmederiz size.' Kadınlar da şöyle diyorlar: 'Ya, demek yalnızca cinsel tutkularınız için birer araç olmamızı istiyorsunuz ... pekala: İşte cinsel tutkularınızın araçlarıyız, öyleyse biraz çalıştıralım sizi.
Benim bildiğim, eşitlik var diyorsak, eşitlik olmalı. Görücü usulüyle evlenmeyi küçültücü buluyorlarsa, bu bin kez daha küçültücüdür. Orada hiç değilse haklar da, şanslar da eşittir, ama burada kadın ya pazarda bir köle ya da kapana konulmuş bir yemdir. Bir anneye ya da kızın kendisine gerçeği, onun tek amacının bir erkek avlamak olduğunu söyleyin ... Aman Tanrım, ne büyük bir hakaret olur bu! Oysa akıllarında olan tek şey budur. Yapacakları başka bir şey yoktur. Asıl korkunç olan ise, bu uğraşı verenlerin çoğunun yoksul, masum, gencecik kızlar olduğunu görmektir. Gene oraya geliyoruz, bu açıktan açığa yapılıyorsa, bir kandırmacadan başka bir şey değildir.
Kız belirli bir yaşa gelince anne babalar nikah hazırlıklarına başlardı. Her yerde böyle yapılıyordu, şimdi de oyle yapılıyor: Çinlilerde, Hindularda, Müslümanlarda, bizde halk arasında. Tüm insanlar, en azından insanların yüzde doksan dokuzu böyle yapıyor. Yalnızca biz yoldan çıkmışların yüzde biri, belki daha azı, bunun iyi olmadığını düşünüp yeni bir yöntem bulmuşuzdur. Peki nedir bu yeni yöntem? Bu yeni yöntem şöyle: Kızlar oturuyor, erkekler pazarda dolaşır gibi dolaşıyor, istediklerini seçiyorlar. Kızlar bekliyor, düşünüyor, ama şöyle demeye cesaret edemiyorlar: 'Canım, beni seç! Hayır, beni, beni! Onu değil, beni! Baksana ne güzel omuzlarım var benim! Her şeyim ne güzel!' Biz erkeklerse dolaşıyoruz ortalarda, tek tek bakıyoruz her birine, çok da hoşnutuz bu durumdan. 'Oynadığınız oyunun farkındayım, kolay yakayı ele vermem ben.' Dolaşıyorlar, bakıyorlar, her şeyin kendileri için böyle düzenlendiğinden çok da hoşnutlar.
Gerçekte benim bu aşkım, bir yandan annemle kadın terzilerin, öte yandan, boş yaşamım sonucu aldığım aşın yiyeceğin sonucuydu. Bir yanda kayıkla gezintiler, o ince beli saran giysiler, v.s. olmasaydı, kalın, kaba kumaştan bir entariyle evinde otursaydı, öte yandan ben de normal bir insan olarak çalışmam için gerekli olduğu kadar yemek yemiş olsaydım, emniyet subabım açık olsaydı, o anda rastlantı sonucu kapanmış olmasaydı yani ... aşık olmazdım, hiçbir şey de olmazdı.