Bir varlığı, bir olayı, bir dinî veya edebî metni, bir zaman sorunu olmuştur. Neredeyse hayat bir yanlış anlamalar zinciri olmuş, yanlış anlamalardan doğan başka anlamlandırmalar yeni anlamlara yol açmıştır. Bir edebiyat eserinin anlamı, her okunduğunda değişim gösterdiğine göre anlamada mı sorun vardır? Biz bir metni otomatik olarak neden anlayamayız? Bir söylemi iki ayrı dünya görüşüne mensup insan neden farklı anlar? Hukuk alanında bile bir suça bir yargıç tahliye kararı verirken bir başka yargıç neden ağır bir ceza vermektedir? Bu bağlamda Hermeneutik bir anlama ve anlamlandırma yani yorumlama nazariyesidir.
...
...
Biçimin iç içe geçmiş karmaşık dokusunun içinden, eserin içeriğini ve fikrî eğilimlerini açığa çıkarmak, sıradan okuyucu için çoğunlukla basitçe yapılabilecek bir işlem değildir. Edebiyat eleştirisi, bu noktada devreye girerek, eser ve yazar ile okuyucu arasında bir köprü kurar. Bu nedenle, eleştirmen eserin daha iyi anlaşılması için bu bağlamda okuyucuya eserin tahlilini (çözümleme) yapar. Böylece her eleştirmenin dünya görüşüne ve estetik anlayışına göre farklı çözümlemeler ortaya çıkar. Birisi için eserin biçimi değerli iken, bir başkası için içeriği değerli sayılabilir.
Divan şâirleri, genel olarak güzellik (hüsn) kavramından ne anlıyorlardı? Güzelliği bir cevher kadar kıymetli, bir gül kadar alımlı, bayram gibi sevinç veren, bir gül bahçesi gibi huzur veren, bir gelin kadar güzel ve çekici buluyorlardı. Ama aynı zamanda bu durum, güzellikleri "yitirme" korkusu da yaratıyordu. Bahar mevsimini bundan dolayı idealize ediyorlardı, çünkü bahar onlara güzelliği, hayatı yaşamayı hatırlatıyordu. Sonbahar, güzelliklerin kaybolduğu, hayatın solduğu bir mevsimi simgeliyordu. Onların peşinde koştuğu ve ancak imgelerle anlatabilecekleri bir güzellik anlayışı tasavvur ediyorlardı. Bu güzelliğin somut simgesi "sevgili"dir.