...
Biçimin iç içe geçmiş karmaşık dokusunun içinden, eserin içeriğini ve fikrî eğilimlerini açığa çıkarmak, sıradan okuyucu için çoğunlukla basitçe yapılabilecek bir işlem değildir. Edebiyat eleştirisi, bu noktada devreye girerek, eser ve yazar ile okuyucu arasında bir köprü kurar. Bu nedenle, eleştirmen eserin daha iyi anlaşılması için bu bağlamda okuyucuya eserin tahlilini (çözümleme) yapar. Böylece her eleştirmenin dünya görüşüne ve estetik anlayışına göre farklı çözümlemeler ortaya çıkar. Birisi için eserin biçimi değerli iken, bir başkası için içeriği değerli sayılabilir.
Divan şâirleri, genel olarak güzellik (hüsn) kavramından ne anlıyorlardı? Güzelliği bir cevher kadar kıymetli, bir gül kadar alımlı, bayram gibi sevinç veren, bir gül bahçesi gibi huzur veren, bir gelin kadar güzel ve çekici buluyorlardı. Ama aynı zamanda bu durum, güzellikleri "yitirme" korkusu da yaratıyordu. Bahar mevsimini bundan dolayı idealize ediyorlardı, çünkü bahar onlara güzelliği, hayatı yaşamayı hatırlatıyordu. Sonbahar, güzelliklerin kaybolduğu, hayatın solduğu bir mevsimi simgeliyordu. Onların peşinde koştuğu ve ancak imgelerle anlatabilecekleri bir güzellik anlayışı tasavvur ediyorlardı. Bu güzelliğin somut simgesi "sevgili"dir.
Divân edebiyatı, Arapça ve Farsça'nın özellikle kelime hazinesinden yararlanmış ve belki de anlaşılmazlığının en güçlü eleştiri gerekçesi olarak da bu durum gösterilmiştir. Halbuki bu edebiyatın yararlandığı en büyük ve zengin hazine Türkçe'nin şâire sağlamış olduğu imkanlardır. Divân edebiyatı şâir ve yazarları, yukarıda belirtilen "İmge Yaratma Yollarıyla" bir "şiir dili" yaratmışlardır. Her beyti ayrı ayrı işlemek üzere; teşbih, istiare, kinaye, telmih, hüsn-i ta'lil, mecaz-ı mürsel gibi sanatlarla meydana getirilen mecazlar, söz ve anlamı adeta bir uçurtma gibi, his ve hayal dünyasında uçuruyor, yeni imgeler, mazmûnlar yaratıyorlardı. Böylece bir ideal dünya kuruyorlar, bu kurmaca dünyada güzellikleri yaşıyorlardı.
...
Üstad şâirlerin güzellik anlayışına ve güzelliği söyleyiş yollarına yeni yetişen şâirler de katılıyordu. Vezinde, şekilde, mısra ve cümle mimarisinde, edebiyat nevilerinde hatta mevzularda; kavram sembol ve alegorilerde; edebiyat sanatlarının kullanılışında büyük ortaklık göze çarpıyordu. Öyle idi: Divân Edebiyatı, hemen her mevzuda, sahifelerce söylenecek bir sözü, bir fikri, bir duygu veya bilgiyi bir tek beyit'le söylemenin sırlarını aramış ve büyük şâirlerin elinde bu sırrı bulmuştu.
...