ESÜ

“Allah Teâlâ Kur’ân için Arapçayı mı seçti, yoksa Arapçayı Kur’ân için mi halk eyledi?”
1000Kitap
Muslihiddin isimli okura yanıt verildi
ESÜ
Muslihiddin 🌻
Reklam
“Allah Teâlâ Kur’ân için Arapçayı mı seçti, yoksa Arapçayı Kur’ân için mi halk eyledi?”
1000Kitap
ESÜ
Muhterem katkınız için teşekkür ederim. Yazdıklarınız, meselenin hikmet ve muhafaza cihetini güzelce izah ediyor. Paylaşımım bir sual yahut tercih tartışması değil; Kur’ân-ı Kerîm’in Arapça indirilmiş olmasının ardındaki hikmete dair kısa bir tefekkür işaretiydi. “Biz onu Arapça bir Kur’ân olarak indirdik” beyanı zaten bu hakikati açıkça ortaya koymaktadır. Üzerine bir muhalefet elbette haddim değildir. Bu ilâhî hitap, Arapçanın Kur’ân’a sonradan nispet edilmesiyle değil; mana derinliği, lafız-belâgat dengesi ve i‘câzı muhafazaya elverişli fıtrî yapısıyla Kelâmullah’a mihrap kılınmasıyla anlaşılmalıdır. Muradım, Kur’ân Arapça olduğu için Arapçanın değer kazanması değil; Arapçanın bu ulvî kelâma layık hususiyetlerle halk edilmiş olmasına dikkat çekmekti. Elbette bütün lisanlar Allah Teâlâ’nın kudret ayetlerindendir. Arapça ise, bu ayetler içinde Kur’ân’ın muhafazasına, tilâvetine ve belâgatine hizmet edecek şekilde temayüz etmiş bir lisandır. Paylaşımı yaptığım vakitlerde Kuranı Kerim okurken Arapçanın apaçıklığı ve mucizelerine tekraren tanıklık edip hayretler içinde kendime bir not bırakmaktı maksadım.Allah razı olsun epey güzelce tamamlamışsınız. Allah Teâlâ bizi Kur’ân’ın manasına da edebine de vâkıf olan kullarından eylesin. Bu mübarek günün hayrını ve feyzini üzerimize yağdırsın. Mirâç Kandiliniz mübârek olsun. Allaha emânet olun Esselamü aleyküm ve rahmetullah🌻
Evet gül ve çiçeklerin yüzlerini güzelleştiren zât, nasıl o güzel yüzlere arılardan, bülbüllerden istihsan âşıkları icad etmesin? Ve güzellerin güzel yüzlerinde güzelliği yaratan, elbette o güzelliğe müştakları da yaratır. Mesnevi-i Nuriye
ESÜ
cemâle meftûn olan her kalp, aslında cemâlin kaynağına, yani Cemîl-i Zü’l-Celâl’e meyleder? Günebakan da, mahlûkat arasında en ziyâde bu cemâli arayanlardandır. Öyle ya, bir ömür boyu başını başka yöne çevirmeyip, hep güneşe, yani nurun ve sıcaklığın kaynağına yönelmek ne büyük bir sadâkattir! Günebakan, her sabah doğuda doğan nur topunun ilk hararetini hisseder hissetmez başını ona çevirir. Gecenin zulmetinden sonra yeniden doğan güneşin ardından seyrana koyulur. Her lahza onunla hemhâl olur. Geceleri başı eğiktir, çünkü mâşukundan uzaktır. İşte bu hâl bana, aşkın edebini, muhabbetin vakarını öğretir. Ben günebakanı, yalnız bir çiçek olarak değil, bir mü’minin hâliyle mütenâsip bir aynadarlık olarak görürüm. Zîra o, her daim yönünü kaynağa döner; ne rüzgârın savurması ne de toprağın kuruluğu yönünü değiştirmez. İşte ben de, fânî dünyanın esintilerine kapılmadan, Rabbimin cemâlini arayan bir gönül gibi olmak isterim. Bu yüzden sevdim günebakanı. “Ve li Rabbike fesbir.” (Kalem, 48) buyurur Kur’ân-ı Hakîm. Rabbin için sabret. Günebakan da sabreder, bulutların arasındaki perdeyi bekler, yeniden doğacak olan nur için ümitvar bekleyişi elden bırakmaz. Bu bana sabrı öğretir, ümidi fısıldar. Hem sonra ne vakit ona baksam, içimdeki dağınık düşünceler toparlanır, kalbimdeki boşluklar doluverir. Zîrâ bilirim ki, her bakan çiçek gibi ben de bir güneşe bakmak, bir hakikatin merkezinde durmak isterim. O merkez de, Güneş’lerin Güneşi olan Hakk’ın nurudur. Sessizdir, lakin her hâliyle konuşur. Dil bilmez, ama her hâliyle “Sübhâne men tevâcehe ileyhî’l-ahrâr!” der — "Ne yücedir O ki, kendisine yönelen özgür ruhlar vardır!" Ve ben, bu tesbîhe iştirak eden her varlık gibi, onunla beraber huşûda bulurum kendimi. . O benim lisanımın değil, kalbimin mürekkebidir.
Nice zamandır kalem ehli kimseler, kelâmı yazıya döküp mecrâya koyduklarında, bir tesir beklerler gönül ehli nazarlardan. Lâkin ne acıdır ki, bu asırda satırların ağırlığı, parmak uçlarının hafifliğiyle ölçülür oldu. Okunmayan metinlere verilen beğeniler, bir kitabın kapağına bakıp içini hiç aralamamak gibidir; surete secde, mânâya hıyanettir. Zira her harf bir sabah mahmurluğudur yazarın gözünden düşen, her cümle bir gece uykusuzluğudur kalbinden süzülen. Lâkin bu uğruna göz pınarları kuruyan satırlar, birkaç saniyelik kaydırmalar arasında heder olup gidiyor. Kimse metnin sonunu görmeden “çok güzel yazmışsın” demeye meyyal... Oysa ki o yazı, bir ruhun kırık dökük aynasıdır; okunsa, sahibini aynasında gösterir. En basit örneklerinden biri ise bu uygulamada dahi 10 15 beğeni alan iletilerin detaylarına bakıyorum daha fazlasına basıp devamını okuyanlar 2 bilemedin 3 kişi. Bir insan neden okumadığı bir yorumu veya yazıyı beğenir anlam veremiyorum.
1000Kitap
Bülent Kaya isimli okura yanıt verildi
ESÜ
Ne yazık ki...