Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit;
Günahına girmeden, katilim olmadan git.
Git de şen şakrak geçen günlerime gün ekle,
Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.
*Cemal Safi*
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
*Necip Fazıl Kısakürek*
Sustu gökyüzü, parladı yine ay. Aldı yanına yıldızları, beni... Korkardım karanlıktan oysa, şimdi neden huzur veriyor bana? Masamda soğuyan kahvemi yudumladıkça ısınıyor içim. İçimi ısıtan ne? Karanlık mı, yalnızlık mı yoksa ay ve yıldızlar mı?
N.P
Göz ucuyla tekrar baktığımda ise gördüğüm şeyler korkunçtu. Elleri arasındaki bıçak artık en yakın arkadaşının sırtındaydı. Pişman olur muydu? Bir gün iyileşir ve yaptıklarının farkına varabilirse evet çok pişman olacaktı. Ama o iyileşebilir miydi? Koca 15 yılı bu hastalıkla geçmişti. İyileşse bile insanlar onu tekrardan aralarına alabilir miydi? En basiti ben yapabilir miydim, onu kabullenebilir miydim? Net bir cevap bulamıyordum içimde. En çok istediğim şey iyileşmesiydi ama iyileştiğinde şimdi yaptıklarına katlanabilecek miydi? Koca bir soru işaretiydi.
N.P