Sonra ölüm, ölümün de doğumun da sonunda aynı geceydi yine bekleyen. Nerede ne kadar beklediğinle, bekleyebildiğinle, alakalıydı çoğu şey. Her kalabalığın sonu ıssızlıktı mesela; her heyecanın sonu bıkkınlık, her bulutun sonu çamur, her denizin sonu kum, her taşın sonu toz, her yıldızın sonu karanlık, her doğumun sonu mezar, her mezarın sonu bahar, her baharın sonu kış, her kışın sonu binlerce kuş, solucan, kelebek, tomar tomar adı unutulmuş çiçek…
Martılar denizde pike yaparken “Mahvetti bu ittihatçılar memleketi…” diye mırıldandı miralay, akabinde “Soruyorum size yüzbaşım,” diyerek bana döndü, “yirminci asırda, komitacılıkla, partizanlıkla devlet mi idare edilir?”
“Zor kumandanım” dedim.
“Zor mu? Ne kadar da hüsnüniyet sahibisiniz.” dedi kısık bir sesle. “Zor değil imkansız yüzbaşım. Neden inkansız bilir misiniz, çünkü bu ittihatçı çocuklar, çocuklar diyorum, zira çocuklardır benim nazarımda, bu ittihatçı çocuklar, hakikaten memleketi çok seviyorlar, hakikaten sadece ona sadıklar; ama işte olmuyor, sadakat diye diye liyakat sahibi olanları unuttular. Siz de biliyorsunuz, nerede bir başıbozuk, nerede bir Yakub Cemil gibi kıyıcı adam varsa, aldılar en tepeye koydular, artık isteseler de onlardan kurtulamıyorlar.”
Kebapçının sokağında bir yazı vardı, mavi boyayla duvara yazmışlardı, o geldi aklıma: Biz şimdi ölsek, diyordu yazıda, en fazla kahvede çaylar soğur. Benimki de o hesaptı galiba.
“Öğrendiğim şu, hayatta her şeyi tüketen, ruhu öldüren, sahip olduklarının kıymetini unutmana sebep olan bir tek şey vardır, o da alışmak. İşte bu sebeple, nankörler her güzelliğe alışır ve de bu alışkanlığın perdesi altında, evveliyatlarındaki bütün diğer günleri unuturlar. Gençlikmiş, sıhhatmiş, servetmiş, hepsi iki günde hükümsüz kalır. Bir de çilekeşler var, onlar da ızdıraba kolay alışır. Onlar için de işkenceymiş, ölümmüş, kölelikmiş, hiçbirinin hükmü yoktur. Velhâsılıkelam, iyiye de kötüye de fazla alışma evladım. Aşılırsan, güzel olanın kıymetini bilmez, kötü olandan da rahatsız olmazsın. Kıymetsiz bulduğun yahut rahatsız olmadığın şeyler için de asla ve kat’a mücadele etmezsin. Kuruyup gidersin böyle, hiç yaşamadan ölürsün. Sen sen ol, mücadele etmekten vazgeçmiş o mezar-ı müteharriklerden biri olma evladım.”