Ölü sayısının yükselmesi, en muhafazakâr ve en pervasız Müslümanları da kendi kendilerine bazı karantina kurallarını uygulamaya, kalabalıklardan kaçınmaya, gerekmedikçe evden çıkmamaya zorlamıştı. 
Elbette bir gün bu salgın bitecek, ada canlanacak, renklenecek, güzelleşecekti. O zamana kadar şehrin mezar benzeri halini hiç görmesem daha iyi diye düşündü Sami Paşa.
Bu adada, bu şehirde yaşamanın en güzel yanı en kötü günde, en berbat zamanda bile insanın içini açan, onu hayata bağlayan bir deniz manzarası ve kokusuyla karşılaşabilme imkânıydı.
Ölü sayısının hiç düşmeyişi de arttırıyordu öfkeyi. “Çektiğimiz onca sıkıntı, onca sertlik ve kabadayılığın da hiçbir faydası olmamış demek“ diyordu Müslüman mahallelerinde halk.