Tüm seçenekler tükenmişti, değil mi? Mademki her iki sonuçtan da ölüme çıkıyordu, o zaman ben de atlardım. Bu gece onlara ne zaferi yaşatacaktım ne de yenilgiyi. Evet, bir planım vardı. Neden her ikisini aynı anda yapmıyordum ki? Al sana üçüncü bir şık...
"HER GÜLÜŞ BİR VEDA, HER MUTLULUK BİR HOŞÇA KAL VE HER ANI BENDEN SANA KALAN BİR AZAP. KIRIK KALBİMLE SANA AVUÇLAR DOLUSU BURUK SEVİNÇLER VADEDİYORUM."
"Yıldızlar var Luxuria, Yıldızlar... Kurtuluş ümidi var, günahlarıma ortak belki bir teselli var. Pasparlak bir ışık var ve geceler ve gündüzler var. Kim bilir yaralarıma şifa var."
Altı kişilik bir zincirden ibaret görünebilirdik ama biz, her halkası birbiriyle dövülmüş, yıkılmaz bir düzendik
Bu savaşta KALE ve ardındaki tüm herkes bu zincirin ne anlama gelindiğini öğrenecekti. Çünkü zincirler bir arada durduğunda artık sadece bağlamaz, parçalardı.
Yaktığımız ışık, yolumuzu aydınlatmak ya da sığınacak bir sıcaklık bulmak için yanmıyordu. O alev, karşılaştığımız her şeyi küle çevirmek, düşmanın üzerine kâbus gibi çökmek için harlanmıştı. Biz, bu savaşta birer mum gibi usulca erimeyecektik.