Olgunlaşmaya başlıyordu. Yirmi yedi, yirmi sekiz, yirmi dokuz.. Artık hayatın tozpembe görünmediği, acı gerçeklerin kaskatı ortaya çıktığı bir yaşa gelmişti.
Yoksulluk, insana düşünme yeteneğini kaybettiriyordu; parasız olmak, para ile bütün ilişkilerin kesilmesini sağlamıyordu ne yazık ki. Tam tersine; (orta sınıfın deyimiyle :) «geçinecek kadar» para temin olunmadıkça, paranın umutsuz bir kölesi olmaya mahkûmdu insan.
öyle hissediyordu ki; eğer insan parayı gerçekten hor görebilirse, iyi-kötü yaşayıp gidebilir. Tıpkı havadaki kuşlar gibi... Ancak unuttuğu bir şey vardı: Havadaki kuşların oda kirası ödemek zorunda olmadıkları...