Bir gün gelir, her kafası çalışan insan, paranın egemenliğine başkaldırır. Ama geçicidir bu durum. Teslim olmak, er geç teslim olmak zaruridir. Zira sonu olmayan bir çatışmadır bu. Teslim olmak; paraya, dolayısıyle toplumun kurallarına baş eğmek; insanın kendisiyle uzlaşması, iç huzuruna, barışa kavuşması demektir. İşte Gordon’un da yaptığı bundan ibaretti.
Evin yolunu tutmuştu, önünden geçtiği evlere şöyle bir göz attı. Bu pis, karanlık suratlı evlerin içinde yaşayan küçük insanları düşündü. Evet; uygarlığımız, Batı uygarlığı, belki ihtiras ve korku üzerine kurulmuştu. Ama bu küçük insanlar, yâni aşağı sınıflar, bu durumu çok daha soylu bir şekle dönüştürmesini biliyorlardı. Farkına bile varmaksızın.. Tül perdeleri arkasındaki insanlar; çocukları ve kırık dökük mobilyalarıyla.. Kılıç çiçekleriyle, düş ve gerçekleriyle.. Paranın egemenliğine tâbi yaşamaktaydılar. Ama yine de kendilerine olan saygılarını muhafaza etmesini biliyorlardı. Memnundular hayatlarından. Belirli bir hayat standartları ve kendilerine göre kolay kolay yaralanmayan bir gururları, şerefleri vardı. Üstelik, yaşıyorlardı. Gerçekten yaşıyorlardı. Hayatın akışına uymuşlardı. Çocuk sahibi oluyorlardı. Azizlerin ve toplum dışı bütün güçlerin yapamadıkları bir şey...
Kılıç çiçeği, hayat ağacıdır diye düşündü birden; umut çiçeğidir.
Vicisti, O Aspidistra!