İlkokul öğretmenlerimiz, kimliğinizin oluşmasında anne babalarımızdan sonra gelen, bizi hem bizimle hem de hayatla tanıştıran kişilerdir. Eğer sizi seven, size değer veren, sık sık “Aferin” diyerek başınızı okşayan, arkadaşlarınızın önünde sizi aşağılamayan hatta gururlandıran, ailelerinize sizi öven bir öğretmenle başladıysanız hayata, sırtınız kolay kolay yere gelmez.
Eğer büyük bir hastanenin acil servisinde doktorluk yapıyorsanız, her şeye hazırlıklı olacaksınız. Çelikten bir zırh giydireceksiniz yüreğinize ki sedyede gelinliğiyle yatan gelinin kandan kıpkırmızı olmuş duvarını kaldırabilesiniz.
İnsanın artık bir işe yaramadığını hissetmesi, adeta ölümü çağırmak gibidir. Az ya da çok, önemli ya da önemsiz, hepimiz bir işe yaramak isteriz. Sabah yataktan kalktığımızda o gün yaşadığımızı hala hayatta olduğumuzu bize hatırlatacak bir şeyler olsun isteriz. Hareket etmek isteriz.