Bizler en çok birbirimizin yaralarına derman olduğumuzda, sıcak yardım elimi esirgemediğimizde, komşumuz açken tok yatmadığımızda, birbirimizin acısıyla hüzünlenip, mutluluğuyla keyiflendiğimizde güzeliz.
En çok “biz” olduğumuzda güzeliz.
Ben yerine biz demeyi unutalı beri, yaşadığımız evin dışında her yer bize yabancı oldu. Elin evi, elin mahallesi, elin bahçesi, denizi, hayvanı, ormanı oldu. Elleri ruhlarımız düşman belledi. Onun için her yeri kirletiyor, çöplerimizi ortalığa bırakıp gidiyor, hayvanları korumuyor, bizim diyemediğimiz doğayı hunharca katlediyoruz.
Komşu komşunun külüne muhtaçtır derlerdi eskiler. Şimdilerde komşu komşuyu tanımıyor bile. Yan dairede adam öldürüyorlar, bu taraftakinin haberi yok. Oysa en çok ihtiyacımız olan güven duygusunu ancak birbirimizden bulabiliriz.
Bir çocuk için, içinde yaşadığı evin ne kadar önemli olduğunu o günden sonra hiç unutmadım. Sadece çocuk için mi? Hepimiz için öyle. İnsanın bu tür bir felaketle evini kaybetmesi, en sevdiği yakınını aniden kaybetmesi kadar acı vericidir. Evlerimiz, bizi hayatın her türlü kötülüğünden ve tehlikelerimden kurtaran, koruyan, sarıp sarmalayan, bize güven veren tek sığınağımızdır. Bu ev bir kulübe bile olsa…