“Sen daha yeni yeni sen oluyorsun. Kendini bir bitki, bir çiçek gibi düşün istersen. Geçmişte o çiçeğe iyi bakamamışlar, ışığını, suyunu, sevgisini, eksik etmişler ama şimdi o çiçeğin sahibi sensin. Sen ona değer verir, ihtiyacı olan şeylerden onu mahrum etmez, dinler, desteklersen ve arada bir onunla konuşursan o da bugüne kadar açmadığı çiçekleri açıverir. Tomurcuklanmaya başlamış bile.”
“Çiçek bile açar diyorsunuz… Unutur mu yani geçmişte yaşadıklarını, çektiği acıları, kanayan yaralarını, yüreğine oturan taşı ?”
“Unutmaz. Sen de unutmayacaksın, hangimiz unutmuşuz ki… Geçmişi unutmayacak ama artık el gibi değil, kendi gözlerinle bakacaksın yaşadıklarına. Belki zamanla affedeceksin hayatı.”
“Hayatı mı ?”
“Hayatı ya… Sana yaşattıklarını reddetmek, aşağılamak, olanlardan iğrenmek, kendine çöp kız falan diye ad takmak yerine kabul edeceksin. O gerçeklerin üzerine öyle bir bina dikeceksin ki görenler hayran kalacak. Hayat hep zalim değildir. Hele acı çekeni bilir, tanır, çektiklerinin onu erkenden büyüttüğünü anlar, kurduğu hayalleri görür, en çok da hayallerinden vazgeçmeyenleri sever. En büyük desteği de işte bu savaşçılara verir. Dünyanın önde gelen, aradan yüzyıllar geçse de unutulmayan şair, yazar, filozof, besteci, kâşif ve bilim insanlarının hayatına bakarsak, bu söylediklerimin ne kadar doğru olduğunu görürüz. Çoğu büyük sefaletler içinde, acılar çekerek gelmişlerdir o yerlere. Acı çekmek iyi bir şeydir demek istemiyorum ama özellikle çocukken çekilen acılar hayatta kalabilmek için yapılan mücadeleyi, savaşmayı, pes etmemeyi erkenden öğretir insana. Bunu sen de en iyi şekilde öğrenmişsin. Bir yandan üniversite okurken bir yandan bulaşıkçılık yapmak hafife alınacak şey değil. Mualla sana yıllarca bulaşık yıkatmasaydı, sen bunları yapabilir miydin?”
…
“… Her