Günah, şu ya da bu davranış değil, bütünüyle kötü düşünülmüş bir varoluștur. Günah işleyenler var ,işlemeyenler var. Aynı șeyler (nefret etmek, sevişmek, tembellik etmek, kötü davranmak, așağılamak, gurura kapılmak) birine göre günahtır, diğerine göre değildir.
Neyse ki tüm manevi alışkanlıklardan; tutkular, gerçekleri çarpıtma, kendini beğenme ve dinginlikten geriye
huzurun kalacak olması ne iyi.
Huzur hep geri gelecek.
Kendini yok eden kişi ise ayrı bir tiptir; daha umutsuz, ama daha becerikli. Yaradılışındaki her eksiği, her alçaklığı bulup çıkarma isteğini duyar içinde; sonra o kadar büyük bir hoşgörüyle değerlendirir ki bu eğilimleri, onları hiçe indirger. Yenilerini arar, onlardan tat alır, baş döndürücü bulur onlar. Geçmişteki herhangi bir komutandan daha çok güven duyar kendine. Bilir ki, kendisini yarma, hayatın ona verebileceği şeylere, olağanüstü geleceğe bağlayan iplik -son kertede- herhangi bir inançtan ve tutarlılıktan daha güçlü bir bağdır.
Bana ne acılar yaşatmıştı? Asfalt sokakta kolunu kaldırdığı günde mi yașatmıștı? Kapıyı açmaya gelmediği ve sonra darmadağınık saçlarla belirdiği günde mi? Rıhtımda onunla fisıldaştığı günde mi? Yoksa beni binlerce kez peșinden sürüklediği günde mi?
Bunların güzellikle bir alâkası yok; hepsi birer dert yanma. Güzel anılarımı sıralamak istiyordum ve acı verenleri hatırlamayı değil. Boşver, hepsi aynı kapıya çıkıyor. Bu nedenle onunla ilgili hikâyem harika sahnelerden değil, çok ince içsel anlardan oluşuyor.
Bir șiir de böyle olmalı zaten. Büyük bir acı bu.