Sana bir dost gibi açılabilirim Selimciğim: dün gece sinüs ve kosinüsün münasebetleri yüzünden gözüme uyku girmedi.”
Selim: “Daha baştan, ciddiyetten uzaklaştığımızın zapta geçirilmesini istiyorum. Hangi münasebetten bahsediyorsun ? Sinüsle kosinüs arasındaki münasebetten mi?”
Turgut: “Hayır, onlarla benim aramdaki münasebetten. Acaba sinüsü mü yoksa kosinüsü mü daha çok seviyorum diye öyle bir açmaza düştüm ki, sonunda ikisinin de karesini aldım; gene bir neticeye varamadım. Bir de Hayatın Koordinatları meselesi beni çok yoruyor.”
Selim: “Saçmalıyorsun. Bu meselelerin aslı yok. Beni ve edebiyatı şüpheye düşürmek için mahsus öyle yapıyorsun. Fakat ben, her ikisinin müşterek vekili olarak, seni ispata davet ediyorum.”
Turgut: “Bu davetlerde dişe dokunur bir şey sunamazsın sen adama. Demek ki sen aşkı, sinüs ve kosinüse çok görüyorsun. Soyut aşk kavramı sende henüz gelişmemiş. Sen ve senin gibiler, ancak beş elma ile on elmayı toplayabilen basit insanlarsınız. Elle tutulan şeylerle düşünebilir, elle tutulan şeyleri sevebilirsiniz yalnız. Siz A ve B’den değil, üç erkek ve beş kadından anlarsınız ancak.”
Canımın Selim; hep oynayabilseydik bu oyunları. Biraz olsun dinlenseydin arada. Durmak bilmeyen kafanı rahat bırakıp kuvvet toplasaydın biraz. Kim dayanabilmiş ki sürekli ? En basit insanların bildiği bu gerçeği nasıl göremedin ? Bu sayfalarda yaşadığını görüp, öldüğüne nasıl katlanabileceğim ? Bu acıya dayanmak için bir yol göster bana.
“Sıradan insanlar benim onlardan olduğumu sanıyorlar. Ama ben onların arasında bir saat bile yaşayamam. Benim orada, bu duvarın öte yanında yaşamaya ihtiyacım var. Ama orada da beni isteyen yok.”