İnsanların konuşacak bunca şeyi nerden bulduklarını, neden bu kadar çok konuştuklarını, neden birbirlerini bu kadar çok yorduklarını bir türlü anlayamıyordum. Benim için yeryüzündeki her şeyin kısa ve basit bir açıklaması vardı. İnsanlar neden bir şeyi anlatmak için kendilerini bu kadar paralıyorlardı? Neden kısa cümleler kurmayı denemiyorlardı.
Kimden küçücük bir şefkat görse, ona dört elle sarılıp hayatının vazgeçilmezi saymıştı. Büyük boşlukları vardı hepimizin, çok büyük... Belki de kendimizi hiç tanımıyorduk. Yaralarımızın yerini bilmiyorduk. Onları hangi yollarla bulabileceğinizi, nasıl ilişki kurabileceğimizi, nasıl bir arada yaşayabileceğimizi bilmiyorduk. Bu yüzden tüm boşluklarımızı "marazlı insanlar" dolduruyordu.