Birokur

Kanarya İsa’dan sonra 23-79 yılları arasında yaşamış olan Romalı doğa bilgini Yaşlı Plinius (Pliny the Elder), Numidya Kralı II. Juba’nın bir keşfinden söz eder. Kral Juba, Kuzey Afrika kıyılarından uzaktaki bazı adalara gider. Burada birçok vahşi köpeğin yaşadığını görünce, bu adalara “Canariae Insulae” yani “Köpek Adaları” adını verir. Bugün bu adalar Kanarya Adaları olarak bilinmektedir. Aslında adalarda köpekler yerel bir tür değildir. Buna karşılık, adalara özgü küçük ve ötücü kuşların yaşadığı anlaşılmıştır. İşte bu kuşların adı, adaların isminden etkilenerek “canary” (kanarya) olmuştur.
Sayfa 147·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kamikaze İkinci Dünya Savaşı’nda Japonya’nın bazı uçakları, düşman hedeflerini yok etmek için kendilerini de feda edecek şekilde görevlendirilmişti. Bu uçakların pilotlarına “Kamikaze pilotu” deniliyordu. Çoğu kişi, “kamikaze” kelimesinin doğrudan “intihar” anlamına geldiğini sanır. Oysa aslında “kamikaze” = “ilahi rüzgâr” demektir. Bunun kökeni 13. yüzyıla dayanır. Çin-Moğol hükümdarı Kubilay Han, 1284 yılında Japonya’yı işgal etmek için büyük bir donanma gönderdi. Ancak çıkan şiddetli bir fırtına bu donanmayı yok etti ve Japonya istiladan kurtuldu. Japonlar, adalarını koruyan bu mucizevi fırtınaya “Kamikaze” (ilahi rüzgâr) adını verdiler. İkinci Dünya Savaşı sırasında da, bomba yüklü uçaklarla Amerikan savaş gemilerine çarpan intihar pilotlarına, işte bu nedenle “Kamikaze” adı verildi.
Sayfa 146·Kitabı okudu
“Kamelyalı Kadın” (Fransızca özgün adıyla La Dame aux Camélias) Alexandre Dumas’nın ünlü yapıtıdır. Kitabın Amerika’daki çevirisi Camille adıyla yayımlanmıştır. Ancak Dumas’nın eserinde “Camille” adında ne bir kahraman vardır ne de kitabın adı bu şekildedir. Romandaki başkahramanın adı aslında Marguerite Gauthier’dir. İngilizceye çeviren kişi hem kitabın adını hem de Marguerite Gauthier’nin adını “Camille” olarak değiştirmiştir. Muhtemelen “Camille” adı ile “kamelya” arasında bir bağlantı kurmuş ve bunu uygun görmüştür. Oysa Fransızcada Camille adı (örneğin heykeltıraş *Camille Claudel’i hatırlayın) Latinceden gelir ve “kurban törenine katılan kişi” anlamındaki bir sözcükten türetilmiştir. Camellia (kamelya) çiçeğinin adı ise bambaşkadır: Bu güzel bitkiyi Doğu’dan Avrupa’ya getiren botanikçi-papaz Kamel’in (Camel değil) adından türemiştir.
Sayfa 145·Kitabı okudu
Tümüyle haklıydı, belki eskiden de berbat bir yerdi dün­ya, belki eskiden de bu kadar bencil, bu kadar acımasız, bu kadar aptal, bu kadar cahildi insanlar ama bu kadar cüretkar değillerdi. İnanmasalar bile bilgiye kıymet veriyorlardı, vic­danlı olmanın öneminden bahsediyorlardı, merhametli ol­mak gerekir diyorlardı. Haklı olmanın, adil olmanın, fedakar olmanın bir anlamı, bir değeri vardı. Oysa şimdi insanlık barbarlık dönemine geri dönmüştü. En kıymetli şey güçtü, güce sahip olmaktı. İster zenginlikle, ister siyasetle, ister dinle, ister futbolla, ister çalarak, ister uyuşturucu satarak, isterse öldürerek elde edilmiş olsun hiç fark etmez, güce sahipsen bütün kapılar sana açılıyordu. Üstelik kimse de bu saltanatı, bu kudreti, bu zenginliği nasıl elde ettin diye sormuyordu. Çünkü gücün pazarlayıcısı cehalet olmuştu, onu kıymetli hale getiren ise ahlaksızlıktı. Cehalet bütün kötülüklerin temeliydi. Ahlaksızlık, hırsızlık, yolsuzluk, za­limlik aklınıza ne gelirse cehaletin üzerinde yükseliyordu. Eskiden cahillik utanılacak bir şeyken, şimdi halkın otantik bir kimliğiymiş gibi sunuluyordu. Bilgili olmak adeta bir suça dönüştürülmüştü, cahillik ise artık milli kimliğimiz olarak alkışlanıyordu. Bu da hayatı öldürüyordu işte. Ya­şamanın manasını elimizden alıyordu. Toplumun, ailenin, arkadaşlığın, aşkın, sevginin, hepsinin içini boşaltıyordu. Alıştığımız dünya, alıştığımız ülke, alıştığımız İstanbul, alış­tığımız hayat kayıp gidiyordu avuçlarımızın arasından. İşin kötüsü herkes, hepimiz şikayetçi olmamıza rağmen elimiz­den hiçbir şey gelmiyordu.
Sayfa 186·Kitabı okudu
BÜROKRAT - MEMUR
“Bürokrat”ın iki anlamı vardır. Birincisi normal anlamıdır: Devlet memuru demektir. İkincisi bozulmuş anlamındadır: Kuralların arkasına sığınarak işleri savsaklayan memur demektir. (...) Tabii “memur emredileni yapan insandır” dediğimizde, böyle düşünmemizin nedeni, belki de “memur” sözcüğünün “emr” kökünden gelmesidir. Batı kökenli sözcük “büro”dan, yani iş yapılan ortamdan kaynaklanırken, bizim ona karşı kullandığımız sözcük, alt-üst ilişkilerini çağrıştıran “emr”den gelmektedir. Bu da bürokrasiye bizim ve Batılıların bakışındaki farkı gösteriyor olabilir. Fakat, bilimsel anlatımda bu iki sözcük arasında hiçbir fark görülmez; ikisi de birbirinin karşılığı olarak kabul edilir.
Sayfa 52·Kitabı okudu