Kulağımıza bir şeyler fısıldayan dil de öpülmek istemiyor gõrūnen birini ikna eden ilk öpücük gibidir; bazen direnişi kıran ne gözlerdir, ne parmaklar, ne de dudaklar; sadece dildir, boşluk kollayıp savunmasız bırakan, fısıldayıp öpen, neredeyse zorlayan...
Ama tabii ki onların hâla bizi kendilerinin seçtiklerini düşünmelerini sağlamamız gerekir, tıpkı birbirlerini akılları başlarındayken seçtiklerine inanıp hayatlarını birleștiren çiftlerde olduğu gibi. Biri diğerini buna zorlamaz ya da sizin söylemeyi tercih ettiğiniz gibi ikna etmez; sadece adım adım, onları hayatlarını birleştirme düşüncesine getiren uzun bir süreç boyunca ikisi birlikte birbirlerini bir șeylere zorlayarak sonunda bu düşünceye varırlar. Size de böyle gelmiyor mu? Ve sonra, uzun bir süre ya da ölene kadar birlikte olmaya zorlarlar birbirlerini. Bazen onları buna dıșarıdan bir sey zorlar ya da artık hayatlarında olmayan biri, bazen geçmişleri zorlar, hoşnutsuzlukları, kendi tarihleri, utanç verici yaşam öyküleri. Ya da bilmedikleri şeyler, ulaşmaları mümkün olmayan şeyler, hepimizin taşıdığı ve bilmediğimiz birtakım kalıtsal özellikler, kim bilir...
Bakın, ben șu televizyonda anlatılan hikâyelere inanmam; hani kolayca karşılaşırlar, hemen severler birbirlerini, ikisi de özgürdür, birbirlerine yardım ederler, birbirlerinden şüphelenmezler, geçmişlerinden gelen pişmanlıkları yoktur. Böyle bir şeyin olabileceğine hiçbir zaman inanmadım, asla, çok daha gençler arasında bile, insanlar arasındaki herhangi bir ilişki her zaman bir sorunlar yumağıdır, karşı koymalar, saldırılar ve küçük düşürmeler olur. Herkes herkesi bir șeylere zorlar, istemedikleri şeylere değil, daha çok isteyip istemediğini bilmedikleri şeylere, çünkü neredeyse hiç kimse ne istemediğini bilmez, hele ne istediğini hiç bilmez...
Halk büyük oranda sevmeye mecbur olduğu için sever, öyle değil mi? Ama kisisel ilişkiler de öyle değil midir? Çiftlerin çoğu aslında çift değildir çünkü eşlerden biri, sadece biri, nasıl olmaları gerektiğine karar verir ve diğerini kendi istediği gibi olması için zorlar, öyle değil mi?