Aynadan yansıyan yüzüm şaşırtıcı derecede canlıydı. Bana yabancıydı. Benim üzüntülerim, acılarım, buna benzer hislerimle en ufak ilgisi olmadan kendine ait bir hayatı yaşıyordu.
Benden kitap okumayı çekip alsalar, bu deneyimsiz halimle mahvolurdum heralde. Kitaplarda yazılanlara bu kadar bağımlıyım işte. Bir kitap okur okumaz hemen o kitaba kapılır, güvenir, kitapla özdeşleşir, hayatımla o kitap arasında ilişki kurarım. Yine başka bir kitap okuyunca yüz seksen derece dönüp bu yeni kitaba bağlanirim.
Babamın öldüğü gerçeği garip gelmeye başladı. Ölüp yok olmak denen şey anlaşılması zor bir şey. Anlayamıyorum. Ablamı, ayrıldığım insanları, uzun zamandır görmediklerimi özlüyorum. Sabahları, geçmişte yaşananlar, geçmişte kalan insanlar hemen yanı başımda sanki. Turp turşusunun o yavan kokusu gibi. Dayanılmaz bir şey.
Gözlük yüzde beliren herhangi bir duygunun, romantizmin, güzelliğin, şiddetin, zayıflığın, masumiyetin, hüznün önüne geçiveriyor. Üstelik gözlerle anlaşmayı da inanılmaz derecede zorlaştırıyor.
Gözlükler hayalet gibi.