İnsanoğlu sadece değiştirip başkalaştırmaya değil, ulvîleştirmeye de muktedir olduğu bir dünyada yaşamaktadır. Ne zaman ki bir toplum bu ulvîleşme/yücelme ihtiyacını artık hissetmez olur, işte o zaman çözülüp dağılır.
İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi "benim hürriyetim başkasının hürriyetinin başladığı yerde biter" diye ilan ediyordu. Demek ki başkasının hürriyeti, benim kendi hürriyetimin şartı değil de sınırı olarak görülüyor. Öyleyse hürriyet, mülkiyetin özel bir halidir ve mülk gibi "kadastrolanmış"tır.
Batı tipi büyüme ve ona az çok temel oluşturan kültür modelinde halihazırda hayatımızda apaçık görünen şey, insanın parçalanması ve toplumun dağılmasıdır. İnsan tabiatla, toplumla ve Allah ile ilişkilerinde her türlü birlikteliği kaybetmiştir.
İnsanın insanlık vasfı, onun yaratılışındaki bütünlükten ve hakikatlerin tamamını tekelinde bulundurmasından dolayıdır... Hem fani hem de ebedî, Hem sürekli olarak yaratılan hem de ebedî insandır o... Âlem onun vücuda gelmesiyle tamamlandı... İnsana Allah'ın mahlûkatını koruma görevi emanet edilmiştir.