Batılaşmanın asıl fonksiyonunun hâkim zümreleri güçlendirmek olduğunu daha önce belirtmiştik. Dolayısıyla halk kitleleri kendi yoksulluklarını Batılaşmanın dış görüntülerinden bilmişlerdir. Ekonomik mekanizmasını sezemedikleri bir oluşumun yalnızca belirtisini, hukukunu, giyimini, 'medeni' yaşayış tarzını suçlamış; Batı şekillerine bürünenlerle onu savunur durumdaki zümrelere, özellikle bürokratlara düşman olmuşlardır.
Bu gelişme, 'ilericilik-gericilik' diye suni ve temelsiz bir ikiliğin doğmasına, gerçek sömürü nedenlerinin ve sınıf çıkarlarının halktan gizlenebilmesine, dolayısıyla, düzenın hâkim zümrelerin gönlunce korunmasına yol açmıştır.
Bu karmaşık ortamda eşraf, 'Batılı düşman karşısında halkla aynı safta gözükmektedir. Halka, çelişkinin dinli ile dinsiz arasında olduğunu, dinden uzaklaşmanın sonucunda yoksulluğun geldiğini telkin etmektedir. Az gelişmiş burjuvaların da özellikle demokrasi döneminde ustalıkla kullanacakları bu suni zıtlaşma, halkın sınıfsal çelişmeleri görmesine, tepki göstermesine karşı büyük bir engeli uzun bir süre yaratacaktır. Aslında Batılaşmayı ve Batı'nın özü olan mülkiyet düzenini savunan kişiler, halkın ekonomik ilişkiyi görmemesinden yararlanarak, onun Batılaşmanın yüzeysel belirtilerine karşı olan kinini uyanık tutarken öte yandan Batılaşmanın ekonomik düzenini uygulayacaklardır.
Batılaşmanın, geriliğin alt edilmesini zorlaştıran başka bir fonksiyonu daha olmuştur. Batı'nın yenileşmeyle, medeniyetle eş anlamda tutulması, nice namuslu Osmanlı ve Türk aydınının 'Garplılaşmayı' savunmasına yol açmıştır. Batı'nın insani gözüken iç ilişkileri, nezaketi, kültürünün inceliği karşısında düşünürlerimizin gözü kamaşmıştır. Aydınlar, özellikle düşünce özgürlüğüne ve hoşgörüşüne hayran oldukları Batı'yı savunurken, ister istemez, Batı