Emre

Emre
@__Emre__
28 okur puanı
Mart 2019 tarihinde katıldı
Batı kültürünün oluşumu ve harcı Türk-İslam kültüründen çok değişiktir. Her iki kültür ve etkiledikleri toplumlar bambaşka tarihsel, ekonomik, dinsel koşullar içinde gelişmiştir. Bu nedenle, bize aktarılan Batı kurumları, kendi memleketlerinde sağladıkları ilerlemeyi bizde gerçekleştirmemişlerdir. Bilakis, aslında burjuvazinin çıkarınca meydana getirilmiş olduklarından, Türkiye'de ters sonuçlara yol açmışlardır. Çünkü bu kurumların Batı'daki uygulanmalarından yararlanan 'ilerici' ve 'bağımsız' nitelikteki burjuvaziyken, bizdeki uygulamadan yararlanan 'geri kalmış', bir yanıyla bürokrasiyle ve derebeylikle bağlantılı, öteki yanıyla dışarıya 'bağımlı burjuvazi olmuştur.
Reklam
Eski Düzeni Yıkan ve Devam Ettiren (Karşılaştırma)
Türkiye'de sermaye sahibi, mevcut geri düzeni yıkmak zorunluluğunu duymamış, düzenin bir parçası olmuştur. Düzenin parçası olmak bir yana, 'tüccar' ve 'memur' nitelikleri uzun süre özdeşleşmiş; hatta, saray ve orduyla iş yapan kimi tüccara, sembolik de olsa, 'paşa' rütbesi bile verilmiştir. ................................. Batı Avrupa kalkınması, sermaye sahiplerinin meydana getirdiği 'burjuvazi'nin gelişip güçlenmesiyle gerçekleşmiştir. Bu sınıf, her şeyden önce, tarihsel ve ekonomik koşullardan ötürü maddeten güçlü bir sınıftır. Zengindir. Elinde büyük sermayeler vardır. Avrupa'nın burjuvazisi, ilerici ve ihtilalcidir. Toplumun geri müesseseleriyle çarpışmış, eski düzeni yıkmış ve toplumu ileri bir aşamaya ulaştırmıştır.
Türk burjuvazisi
Türkiye'deki burjuvazi deneyinin başlaması ise, Avrupa'nın tam aksine memleketin en güçsüz olduğu bir döneme, 1800 yıllarına rastlamaktadır. Ekonomik, siyasal ve askeri çöküntü içinde bulunduğumuz bir dönemde Türkiye burjuva yaratmak peşindedir. Zira bu sınıfın bizdeki oluşumu doğal koşulların değil, iç ve dış zorlamaların, siyasal tercihlerin bir sonucudur. Hal böyle olunca, suni doğumla, memleketin çok zayıf bir döneminde dünyaya gelen yerli burjuvazi cılız kalmıştır. Avrupa'da başarıyla yerine getirdiği tarihsel görevi bizde yüklenememiştir.
... Çin, Hint ve İslam toplumlarında önce gerçek bir feodalite, sonra gerçek bir burjuvazi doğmamıştır. Zira, bu toplumlar ya müteşebbis bir sınıfın doğmasına el vermeyen temeller üzerinde kurulmuşlardır ya da tarihi şartlar, yönetimdeki aristokratlara tüccarın karışmasına izin vermiş veya karışmaya onu zorlamıştır. Dolayısıyla bu toplumun tüccarı (mücadeleci) ve yaratıcı kişiliğini kaybetmiştir..." Batı'daki bu sınıf güçlendiği oranda siyasi mücadeleye girişecek, sosyoekonomik yapıyı, siyasal kurumları ve devleti kendi çıkarına şekillendirecektir. Ne var ki Avrupa'ya özgü bir sınıf olan burjuvazinin öncülüğünde kalkınma siyaseti de, tabiatıyla, Batı Avrupa'ya özgü kalacaktır.
1923'ten beri süregelen üçlü koalisyon tüccar ve eşrafın eski ortak larına güvenlerini kaybetmeleriyle yıkılmıştır. 1947'lerde, bu güveni fazlasıyla sağlayacak bir hami vardır ufukta: Amerika. İktidarı kesinlikle tüccar ve eşrafın egemenliğine sunacak bir sistem vardır: Demokrasi. Bir de, eşrafla tüccarı hedefe götürecek araç vardır: Halk. Yeni ufuklara yönelen eşraf-tüccar ikilisi, ilerde inceleyeceğimiz tarihsel koşullardan yararlanarak, eski ortakları bürokrasiye arada küçük tavizler de vererek, egemenliklerini günümüze dek sürdürecektir.
Reklam