"Edebin ekmekteki un,ibadetinse ekmekteki tuz gibi olsun " demişler.
İbadeti yerine getirmekle yetinmek değil,ibadeti ,ondan daha yoğun ve çok olan bir edebin içinde eritmek anlamına gelir bu.
Bilenler bilir İkea diye bir şiir yazdım.Bu şiir bir açıdan ortalama bir Doğulunun-Türk'ün malum markanın yansıttığı zevkten kendi zevkine ve meraklarına yönelik bir tehdit sezmesini de ele alıyordu. Son derece yalın ,çoğu kez minimalist ,hemen her zaman pastel ve soğuk renklere ihtimam gösteren bir İskandinav markası karşısındaki şaşkınlığımız ve mahcubiyetimizdi mevzu.İkea bize,bizim başka türlü ve mesela onun kadar cool,onun kadar çekirdek aile,onun kadar ailesiz ,onun kadar modern olduğumuz takdirde ,katalogların ve reklamlardaki sarışın insanlara benzeme ihtimalini de satıyordu. Bir İsveç'te yaşama fırsatı bulamayanların, Kağıthane 'de ya da Kayseri'de bir İsveçli evinde gibi hissetme fırsatı bulabileceklerini fısıldıyordu.
Şapka kanununu tasarlayan akıl, sadece Doğulu ve gerici bir giysi parçasını feda etmeyi göze almış olsaydı kaybımız yine de pek az olacaktı. Oysa bu akıl, daha geniş bir ölçekte, giysiye bitişik bir anlam dünyasını imha etti.