Bir kul, İlâhî Kaza'ya mutî ve onun hükmüne teslim bulununca,
Tekellüfsüz, garazsız, ivazsız, hattâ ücret ve sevap talibi olmaksızın sırf emre itaat etmekten o kulun tabiatı hoşlanır.
Yaşamasını nefsi için de, lezzetli hayâtın zevki için de istemez.
Her nerede, yâni her kimde ezelî emre itaat mesleği varsa ölüm ve hayat o kimse için müsavidir.
Öyle bir kimse; hazine sahibi olmak için değil, Allah'a ibâdet için yaşar. Hastalık korkusundan değil, Allah rızâsı için ölür.
O muhterem zâtın imânı, Allah'ın rızâsı içindir. Cennet ve oradaki ağaçlar ile nehirler için değildir.
Uçan kuşun tuzağı görüp ona tutulması ve helak olması şaşılacak bir şey değildir.
Asıl şaşılacak şey; kuşun tuzağı ve kazığı gördüğü halde ister istemez ona tutulmasıdır.
Gözü açık, kulağı açık olduğu ve önünde bulunan tuzağı gördüğü halde ona doğru ve kendi kanadıyla uçmasıdır.