Hazret-i Mevlânâ musîbetlerden şikâyetçi olan irfan yolcularını şöyle îkāz eder:
“Ey bülbül! Kara kış yüzünden ne vakte kadar feryat edeceksin?
Ey bülbül! Durmadan cefâdan bahsetmek revâ mıdır? Eğer gönlün, Hakk’a gerçekten bağlı ise, gözünü aç da şükret; vefâdan bahset! Dikeni bırak, gülden bahset! Gülün sap ve köke ait sıfatlarından geç; onun zâtına bak! Şu fânî âlemle niçin bu kadar meşgulsün; yoksa varmak istediğin yer, ötelerin ötesi değil mi?!.”
Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh- buyurur:
“Ey mâneviyatta merhaleler kat eden Hak yolcusu! Gam ve kederin varsa sevin! Onlar, Cenâb-ı Hakk’ın senin için hazırladığı buluşma tuzağıdır. Zira insan gam ve kederle dolu olduğu zaman Hakk’a sığınır, Hakk’ı hatırlar.”
“Gam ve keder bir hazinedir. Senin hastalığın ve başına gelen belâlar, sıkıntılar da birer hazinedir.”
“Kezâ gam ve keder, gönül aynasının üzerindeki tozları üfleyen mânevî bir lütuf rüzgârıdır; sakın onu kötü bir fırtınaya benzetme!..”
“Bu aşk yolunda beni gamdan başka kimse hatırlamıyor, gam ve kedere binlerce defa aferin!..”
Belki de zamanın başlangıcından beri insanın temel dramı, kendisine yetmediğini sandığı bir dünyanın içine yerleştirilmiş olması ve kabına sığamamasıdır.