“Allahın selamı, saadeti üzerinize olsun. Rusların size güler yüz gösterip
kendilerine boyun eğmenizi istediklerini duyuyorum. İnanmayın onlara,
boyun eğmeyin, sabırlı olun. Bunun için bu dünyada değilse bile, öbür
dünyada ödüllendirileceksiniz. Daha önce de elinizden silahlarınızı
almışlardı, o zaman neler olduğunu anımsayın. O tarihlerde, 1840’larda
Tanrı aklınızı başınıza getirmemiş olaydı, hepiniz Rus askeri olacaktınız;
hançer yerine kasatura taşıyacaktınız, şalvarsız gezdikleri için karılarınızın
namusu lekelenecekti. Düne bakın ve geleceğin nasıl olacağını kavrayın.
Gâvurla birlikte yaşamaktansa onunla dövüşüp ölmek yeğdir. Biraz daha
dayanın; bir elimde Kuran, bir elimde kılıçla gelip sizi Ruslarla çarpışmaya
götüreceğim. Şimdiyse, Ruslara boyun eğmek şurada dursun, böyle bir şeyi
aklınızdan geçirmeyi bile yasaklıyorum size.”
"Beni dinle," dedi Pugaçov vahşi bir eşin gelmiş gibi. "Çocukken bana ihtiyar bir Kalmık'ın anlattığı bir masalı anlatacağım sana. Bir gün kartal kargaya sormuş söylesene karga kuşu, sen şu dünyada üç yüz sene nasıl olup da yaşıyorsun, ben hepsi topu otuz üç sene yaşarken? Şundan ki babacığım, diye cevap vermiş karga, sen taze kan içiyorsun, bense leşle sesleniyorum. Kartal bir an düşünmüş. Madem öyle ben de leşle beslenmeyi deneyeyim. Peki. Kartalla karga uçmuşlar. Bir at leşi görmüşler, inip tünemişler. Karga gagalamaya, methiyeler düzmeye koyulmuş. Kartal bir gagalamış, iki gagalamış, kanatlarını çırpmış ve şöyle demiş kargaya: Yok karga kardeş; üç yüz sene leşle beslenmektense bir defa olsun taze kan içmek evladır.