Sanki yaşamıma son verebilirmişim, her şeyi kavrayan ama hiçbir şey anlamayan o açık, o korkunç açık bilincimi yitirebilirmişim gibi kalbimin durduğunu, soluğumun kesildiğini bugünmüş gibi anımsıyorum..
Hiçbir heykeltıraş, hiçbir şair, ne Michelangelo ne de Dante, son ümitsizliğin jestlerini, kendini sağanak halinde yağan yağmura teslim etmiş, kendini korumak için parmağını bile oynatamayacak kadar kayıtsız ve yorgun olan bu yaşayan insan kadar güzel hissetmemi sağlayamazdı.
Şimdi benim durumumu düşünün bir: Yıkılmış o insanın hareketsiz halde oturduğu bankın yirmi ya da otuz adım gerisinde ne yapacağımı bilmeden bilinçsizce duruyordum, ya yardım etme niyetiyle ileriye doğru yürüyecektim ya da bize öğretildiği ve kuşaktan kuşağa aktarıldığı kadarıyla sokakta yabancı bir erkekle konuşmak ayıp olduğu için geriye çekilecektim.
Zira bir taş uçuruma düşerken nasıl ki dibi bulmadan durmazsa, o da kendini banka öyle bırakmıştı: Ben hiç, bedensel jestlerle anlatılan yorgunluk ve çaresizliğe dair benzer bir ifade görmemiştim.