Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de Mülk Suresinin 2. ayetinde şöyle buyuruyor: "O hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O üstündür, bağışlayandır."
Bu ayetin ifadesiyle hayata baktığımızda sanki bir çelişki(!) varmış gibi görünüyor. Çünkü biz insanlar önce yaşar sonra ölürüz, ama ayette önce ölüm sonra hayat anlatılmış. Burada Allah bize şunu ima ediyor: "Hayatı anlamak ve doğru yaşamak istiyorsanız önce ölümü anlamalısınız." İnsanın hayatı nasıl anladığı, her şeyden önce ölümü nasıl anladığına bağlıdır. Eğer siz ölümü bir "bitiş" ve "yok olma" şeklinde anlarsanız, hayatı da "nasıl olsa ölüm var o halde ne yaparsam kârdır" şeklinde anlarsınız. Ve afedersiniz kırmadığınız ip kalmaz.
İnsanlar ölümü sadece
yanından geçerken, birinin taziyesinde veya birinin ölüm haberi geldiğinde hatırlıyorlarsa buna"İnsanlar öleceklerine iman etmekten ziyade öleceklerini sadece biliyorlar" denilir. Ölümü, yaşam içinde bu kadarcık hatırlamak yetmediği için Rabbimiz birçok ayette "Ne kadar da az düşünüyorsunuz." (A'raf; 3) buyuruyor. Hatta daha ilerisini söyleyeyim; bu gibi durumlarda sadece baştan sona ölümü tefekkür etsek yine iyi, bazen yetiştiremediğimiz dünyevi işlerin bir kısmını da aradığımız kişiyi hazır bulmuşken taziye evinde halletmeye kalkıyoruz, ölüm atmosferinden sıyrılarak. Bu ölüme inandığını(!) söyleyen biz insanların en büyük açmazı olsa gerek.
"Afrika'da her sabah bir ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha fazla koşması gerektiğini, yoksa öleceğini bilir. Afrika da her sabah bir aslan uyanır. En yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini, yoksa aç kalıp öleceğini bilir. Aslan ya da ceylan olmanızın bir önemi yoktur, yeter ki her güneş üzerinize doğduğunda koşmak zorunda olduğunuzu bilin."