Yüzeyden bakınca göremezsiniz. Dışarıdan bakınca çok iyi bir yaşam sürüyor gibi görünüyorum. Ama biraz derinlere inerseniz, içimde koskoca bir ümitsizliğin hüküm sürdüğünü görürsünüz. Ne tür bir ümitsizlik diye mi soruyorsunuz? Şöyle diyelim: Zihnime sahip olamıyorum; yabancı ve sefil düşünceler saldırıp zihnimi işgal ediyor. Sonuç olarak kendimi küçük görüyor, dürüstlüğümden kuşku duyuyorum. Karım ve çocuklarımla ilgileniyorum, ama onları sevmiyorum! Aslına bakılırsa, onların beni hapsetmelerine hınçlanıyorum. Cesaretim de yok: Yaşamımı değiştirmeye ya da bu şekilde sürdürmeye yetecek cesarete de sahip değilim. Yaşama nedenimi artık bilemiyorum, bir amacım kalmadı. Yaşlanmakta olduğumu aklıma taktım. Her gün ölüme biraz daha yaklaşsam da ondan giderek daha çok korkuyorum. Böyle de olsa, bazen intihar etmeyi de aklımdan geçiriyorum.
Her şeyi bırakıp gitmek istiyorum. Sevdiklerimi, sevmediklerimi, iyi ve kötü anlarımı, hafızamda yer alan tüm bilgileri, tüm yürek seviçlerimi ve acılarımı, çocukluktan kalma yara izlerimi, her sabah uyanır uyanmaz ışık alsın diye perdeyi açtığım ve özenle suladığım çiçek açmayan güzelim kalonşomu. Hepsi sırtımda öyle ağırlar ki. Yürüyemiyorum. Yürümeye çalışmaktan yorgun düştüm. Hepsini atıp sırtımdan koşmak koşmak koşmak istiyorum.