Vücudun iç saati "sirkadiyen" (Latince "bir gün civarında" anlamına gelir) olarak adlandırılır ve geceleri beyindeki epifiz bezinden melatonin salgılanmasıyla karakterizedir. Ilıman ya da tropikal enlemlerde epifiz kendi ritmini, gökyüzünde ışıkla karanlığın münavebesine göre ayarlar. Kutup kışında doğal ışıktan yoksun kaldığı zaman, normalde sabahın köründe kalkan erkencilerin epifizi kendine yirmi iki ya da yirmi üç saatlik daha kısa bir iç "gün" tanımlarken, geç yatan gece kuşları yirmi beş, yirmi altı saatlik bir ritme geçiş yapar.*
Hipofiz bezi büyümeyi uyaran hormonu üretir; bu bezin kafatasının içinde oturduğu girintiye ilk çağdaş anatomi uzmanları, Osmanlı süvarisindeki yüksek kaşlı eyerlerle olan benzerliğinden ötürü sella turcica, yani "Türk eyeri" adını vermiştir.
Bütün memeliler içinde insan bebeği, başı vücut boyutlarına göre en büyük olan canlıdır. Pelvisin uzun süren, gecikmiş büyüme süreci olmasaydı hiçbirimiz dünyaya gelemezdik.
Dünya nüfusunun tahminen yüzde 10'a yakını kronik insomnia (uykusuzluk) çekmektedir; bu, tıbbi nedene bağlanabilecek bir "tanı" değil, hastanın tecrübe ettiği bir "semptom"dur. Iyi uyuyamayanların oranı daha da yüksektir.
Hastane koğuşlarında çalıştıkça, hasta son nefesini verirken ağırbaşlılıkla başucunda beklediğim ya da başarısız bir yeniden canlandırma girişiminin ardından bedenin soğuduğunu fark ettiğim ölüm anlarına tanıklık etmeye başladım. O geçiş anında hiçbir maddi değişim olmaması tuhaf görünüyordu: Ölü beden ile az önce canlı olan beden aynı unsurlardan oluşuyordu. Sadece yaşamı anbean dokuyan dinamizm bir anda duruveriyordu.