Bir varmış, bir yokmuş, az yokmuş hiç varmış. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal pireler berber iken, ben annemin babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, ak sakal, sarı sakal, gür sakal, keçi sakal, berberden çıkmış kırkılmış sakal, bir varmış bir yokmuş sakal. Kasap olsam sallayamam satırı, nalbant olsam nallayamam katırı, hamama girsem tanıyamam natırı, nadan bilmez ahbap hatırı. Dereden tepeden, gündüzden geceden geldim, rüyalardan geçtim, soğuk pınarlardan içtim, her yanı mucizelerle dolu bir ambara girdim. Gördüm, gördüm de ne gördüm? Hiç gördüm, yok gördüm, çok gördüm, kanatlı atlar, kadın başlı aslanlar, kuş gövdeli periler, toynaklı flütçüler gördüm. Az ötede, köşede, her şeyden azade, uçan bir halı, halıda oturan bir peri gördüm ki gözlerim inansa yüreğim inanmadı. Peri sulardan saydam, balıklardan pulluydu. Belki kanadı vardı görünmez belki asası vardı bilinmez. Altından girdim, üstünden çıktım, yüzüne baktım, taklalar attım, peri gülümsedi, kalktı dürdü uçan halıyı. Birlikte düştük yola, bindik deve boynuna, gittik Fizan yoluna. Fizan yolu çarşı pazar, içinde kurtlar gezer. Kurtlar bizi korkuttu, devemizi ürküttü. Çabuk çıkalım çardağa, ok atalım ördeğe. Ördek başını kaldırmış, kuyruğuna saldırmış bir avcıyı öldürmüş. Uçtuk sarayın yazına, herkes tutkun vezir kızına. Vezir kızı pekmez kaynatır, içinde yılanlar oynatır. Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik. Döndük arkaya baktık, bir arpa boyu yol gördük. Ne sağa saptık ne sola, bindik Anka Kuşu'nun kanadına, bütün kuşlar bir oldu kalktı bize yol oldu. Yolun ucunda Kaf Dağı kapısında cin eşiği, durduk önünde tek ayak üstünde, bir ileri iki geri, içeri mi dışarı mı ne belli. Önümüz kor ateş, ardımız. ejderha kuyruklu zebani. Serildi önümüze bir köprü, kıldan ince kılıçtan keskince,