Murat Öztekin

Rahimdeki duvarları etle örülü mekândan etrafı dille çevrili bir dünyaya geçişe yaşam diyoruz ki bu dünya bir semiosferle çevrilidir..
Sayfa 141·Kitabı okuyor
Dünyanın en eski dilinin ne olduğundan Âdem'in cennette tanrıyla hangi dili konuştuğuna, dünyadaki farklı renkteki insanların hepsinin Âdem'den gelip gelmediğine varıncaya kadar ırkçı tartışmalar insanları uzun süre meşgul etmiştir. Beyazların Âdem'in soyundan geldiklerine duyulan inanç, başta siyahlar olmak üzere diğer insanların menşeinin tartışılmasına neden olmuştur.
Sayfa 129·Kitabı okuyor
Tarih ve zaman hayvanın insana dönüştüğü noktada başlar. Öyleyse zamanın dünya üzerindeki varlığını insan olarak tanımlayabiliriz. Zaman insan oluşla başlamıştır ve Kojeve'nin perspektifiyle söylersek hayvanlığa dönüşle de sona erecektir.
Sayfa 126·Kitabı okuyor
Bir varmış, bir yokmuş, az yokmuş hiç varmış. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal pireler berber iken, ben annemin babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, ak sakal, sarı sakal, gür sakal, keçi sakal, berberden çıkmış kırkılmış sakal, bir varmış bir yokmuş sakal. Kasap olsam sallayamam satırı, nalbant olsam nallayamam katırı, hamama girsem tanıyamam natırı, nadan bilmez ahbap hatırı. Dereden tepeden, gündüzden geceden geldim, rüyalardan geçtim, soğuk pınarlardan içtim, her yanı mucizelerle dolu bir ambara girdim. Gördüm, gördüm de ne gördüm? Hiç gördüm, yok gördüm, çok gördüm, kanatlı atlar, kadın başlı aslanlar, kuş gövdeli periler, toynaklı flütçüler gördüm. Az ötede, köşede, her şeyden azade, uçan bir halı, halıda oturan bir peri gördüm ki gözlerim inansa yüreğim inanmadı. Peri sulardan saydam, balıklardan pulluydu. Belki kanadı vardı görünmez belki asası vardı bilinmez. Altından girdim, üstünden çıktım, yüzüne baktım, taklalar attım, peri gülümsedi, kalktı dürdü uçan halıyı. Birlikte düştük yola, bindik deve boynuna, gittik Fizan yoluna. Fizan yolu çarşı pazar, içinde kurtlar gezer. Kurtlar bizi korkuttu, devemizi ürküttü. Çabuk çıkalım çardağa, ok atalım ördeğe. Ördek başını kaldırmış, kuyruğuna saldırmış bir avcıyı öldürmüş. Uçtuk sarayın yazına, herkes tutkun vezir kızına. Vezir kızı pekmez kaynatır, içinde yılanlar oynatır. Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik. Döndük arkaya baktık, bir arpa boyu yol gördük. Ne sağa saptık ne sola, bindik Anka Kuşu'nun kanadına, bütün kuşlar bir oldu kalktı bize yol oldu. Yolun ucunda Kaf Dağı kapısında cin eşiği, durduk önünde tek ayak üstünde, bir ileri iki geri, içeri mi dışarı mı ne belli. Önümüz kor ateş, ardımız. ejderha kuyruklu zebani. Serildi önümüze bir köprü, kıldan ince kılıçtan keskince,
Jill, die Tierärztin, kommt in Begleitung einer Pflegerin. Beide kennen Cove seit vielen Jahren. Er liegt auf seiner Matte, nagt die Reste seines Brathuhns ab, während Jill nach einer Vene sucht, um das Beruhigungsmittel einzuspritzen. Seine Venen sind schwach, aber Jill hat viel Erfahrung, und in kürzester Zeit schläft Cove tief und fest. Er spürt nichts, als ihm die tödliche Injektion gegeben wird, gleitet sanft hinüber vom Schlaf ins Nichts. Jill und die Pflegerin lassen uns allein, damit wir uns endgültig verabschieden können. Regan, Emma und ich weinen. Lance hält mich fest; seine Tränen kommen immer erst später.
Sayfa 289·Kitabı okudu