Kitabın anlatımını değerlendirecek olursam kolay veya da zor olarak değil "sağlam" kelimesini oldukça yakıştırırım. Neredeyse her bir kahramanı geçmişinden itibaren anlatmasına karşın karışıklık yaşanması beklenirken özellikle sonda olmak üzere birleştirici bir etki görüyor.
Aslına bakılırsa kitapta Uzun İhsan Efendinin düş ile gerçek dünya arasındaki çatışması ve yanı sıra oğlu olan Bünyamin'in, babasının bilgiyi düşlerde öğrenmesine karşı kendisinin bilgiyi, macera ile dünyada öğrenmeyi seçiyor ve ardından başına birtakım olaylar geliyor. Bu olaylar yaşanırken babasının "Puslu Kıtalar Atlası" ve kendisi de dolaylı biçimde ona eşlik ediyor.
Bünyamin'in, yaşadığı bütün bu olayların ardından Puslu Kıtalar Atlasını açtığında babasının kendisine yazdığı yazıyı gördüğünde bazı bilinmezlikler de açıklık kazanıyor...
- "Eğer bu dünyadaki en büyük amacın bilmekse, daha öğreneceğin çok şey var" dedi, "Belki de bunları benden öğreneceksin. Çünkü bazıları bilgiyi medresede, bazıları ise viranelerde ararken, ben onu başka bir yerde arıyorum. Peki sen nerede arıyorsun?".
Bünyamin kararlı bir sesle cevap verdi:
- " Dünyada".
"Ben bu dünyaya bilmek için geldim. Benim için kutsal bir şey varsa o da bilgidir, gerek bu dünyanın, gerekse öte dünyanın bilgisi. Bu yüzden öğrendiklerimi akıl terazisinde tartıp doğru olup olmadıklarına bakarım."