İmam Gazâlî’nin Dilin Âfetleri eserini bitirince şunu daha derinden fark ettim:
İnsanın en ağır imtihanı dışarıyla değil, diliyleymış. Çünkü dil; kalbin tercümanı, nefsin aynası… Bir söz ya insanı yükseltiyor ya da fark etmeden tüketiyor.
Bu kitap bana konuşmanın sadece bir alışkanlık değil, bir mesuliyet olduğunu öğretti.
Susmanın bazen ibadet, sözün ise bazen günah olabileceğini…Her cümlenin ahirette karşıma çıkacak bir emanet olduğunu…
Artık daha az konuşup daha çok düşünmeye, kırmadan söylemeye, faydasız olandan sakınmaya niyetliyim. Çünkü anladım ki:
Dil düzelmeden kalp, düzelmeden hayat düzelmiyor.İmam Gazâlî’nin Dilin Âfetleri’nde beni en çok etkileyen ince ama çok derin bir detay şu oldu: Gazâlî sadece “kötü söz söylemeyin” demiyor. Daha ileri gidip şunu söylüyor:“Faydasız söz de bir afettir.”
Yani günah olmayan ama insana ahiret adına hiçbir şey kazandırmayan boş konuşmalar bile kalbi yavaş yavaş köreltiyor.
İnsan fark etmeden ömrünü kelimelerle tüketiyor.Bu çok sarsıcı bir bakış aslında…
Çünkü çoğumuz zararsız sandığımız sözlerle saatler harcıyoruz; ama Gazâlî’ye göre ömür sermayesi bu kadar ucuz değil.“Rabbim, kelâmımızı hikmet, sükûtumuzu ibadet, ömrümüzü rızâna vesile kıl. Âmîn.”