İnternet yüzünden "anonimliğin ölümü"ne gelince, burada hikâye biraz daha farklı: Mahremiyet hakkımızı kendi rızamızla katlettiriyoruz. Ya da belki sadece, bize sunulan harikalar karşılığında ödenecek bir bedel olarak mahremiyet kaybına rıza gösteriyoruz. Belki de kişisel bağımsızlığımızı mezbahaya kendi ellerimizle göndermemiz için bize uygulanan baskı o kadar kuvvetli ki ve durumumuz bir koyun sürüsünün durumuna o kadar benziyor ki ancak birkaç istisnai isyankâr, gözü pek, kavgacı ve dirençli irade ona karşı samimi bir girişimde bulunabiliyor.
Günlük hayatlarımızla ilgili bilgiler bizi gözetleyen kurumlar için şeffaflaştıkça, onların kendi faaliyetlerini anlamak daha da zorlaşıyor. İktidar, akışkan modernitenin değişkenliği içerisinde elektronik sinyal hızıyla yol aldıkça, şeffaflık bazıları için gittikçe artarken diğerleri için aynı hızla azalıyor.
Panoptikondaki mahkûmlar "hareket edemiyorlardı çünkü sürekli gözetleniyorlardı; durmaları söylenen yerlerden ayrılamıyorlardı çünkü -serbestçe hareket edebilen- gözcülerin o anda nerede olduklarını bilmiyorlardı ve bilmelerine de imkân yoktu". Günümüzde ise bu katı sabitlik çözülmüş durumda; zira "belki de, her şeyin ötesinde (modernitenin bu dönemini "akışkan" olarak tanımlasak da tanımlamasak da) panoptik-sonrası bir dönemdeyiz". Önceki dönemde panoptikon gardiyanının (bir yerlerde) hazır bulunduğu varsayılırken, bugünün güç ilişkileri içinde iktidar mekanizmalarını elinde bulunduranlar "herhangi bir anda, bütünüyle ulaşılmaz hale gelebilir, hatta hiç ortalıkta görünmeyebilirler".
.
.
.
"iktidarın elektronik bir sinyal hızında hareket ettiği" bir dram.