"Dünyada, bu öz çıkarını gözetme cangılında, iyilik için tek güç vardır, bu da ülkülere bağlılıktır," dersen, "Hangi ülküler?" diye sorarım. Çünkü ülküsü kendi ülküleriyle aynı olmayan bir insana saldıracak ya da ona bir suçluymuş gibi davranacak olanlar herkesten önce ülkücülerdir. Öyleyse, bir ülkünün ne olduğu konusunda insanların yanılabileceklerini kabul ediyoruz demektir. Yanılma olanağı bir kez kabul edildi mi, senin bir ülküye bağlanman bir öz çıkar ya da hesaplılık sorunu olmaktan başka ne olabilir? Kimi doğuştan kurnaz, kimi de öyle olmadığına göre, sorumluluk nerede kalıyor bu durumda?
Bir sürü belirsiz renklerle karşılaşır ve çoğu zaman bir rengi maviyken kırmızı sanırız, birini öbüründen ayırt etmeye kalkınca da telaşa düşeriz. İyi niyetli insanların trajedisi, sabahın alacakaranlığında ne kadar mavi varsa toplamaya kalkışıp da, karanlıkta el yordamıyla nasılsa sarı olabilecek kırmızıyı alıp çıkarmaktan korkan adamcağızın trajedisidir. Vicdan sadece keskin bir gözden, bir rengi el yordamıyla tanıma yeteneğinden başka bir şey değildir.
Basitlikten gelen kendine özgü bir becerikliliği vardır saflığın: "O kadar aptalsındır ki, kimse karşı gelmez sana." Seçilecek çeşitli tutumlar arasında en iyisi eksiksiz bir budalalıktır.