Burasının gürültülü olduğunu söyledi söylemesine ama ben onun sesinden başka hiçbir şey duymuyordum. Tek bir gürültü gelmiyordu kulağıma. Onun sesini, gözlerini kırparken çıkan kirpik sesini, kalp atışlarının sesini -kendi kalbimin sesiyle de karıştırıyor olabilirim emin değilim ama ortada muhakkak bir kalp çarpıntısı sesi vardı-, damarlarında akan kanın sesini bile duyuyordum ama etraftaki hiçbir sesi duymuyordum. Ondan gelen sesler bir gürültü değil de hayat sevinci gibiydi.
Gidenlere hep öyle gelir; bir şey unutmuşlar gibi. Oysa zaten bir şey unutmak için gider insan. Giderken bir şey unutmak sorun değil; insan çok daha büyük bir şeyi unutmak için gider. Geride kalanların ne anlamı olabilir ki?
Biz sadece saatlere bakarak o vakte sabah diyoruz ama gerçekte sabah değil. Sabah demek, içinde hiç olmazsa küçücük bir umut barındıran zaman demektir. Umut yoksa da heves vardır. İkisi de yoksa o vaktin adına neden sabah diyelim, gecenin devamı deyip geçeriz